Siyaseti ve Siyasetçiyi Yanlış Tanımladık!
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Turizm Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Siyaseti ve Siyatçiyi Yanlış Tanımladık?
Mahallenin bekçiliğinden çözümün ustalığına…
Siyasetçi bir zanaatkârdır. Önce sorunu görür, sonra kökünü arar; ardından bir çözüm tasarlar ve onu hayata geçirmek için kolları sıvar. Tıpkı ham malzemeden işe yarar bir eşya çıkaran usta gibi, bilgiyi karara, imkânı hizmete dönüştürür. Siyasetin varlık sebebi de budur: İnsanların ortak hayatını biraz daha yaşanır kılan bir iş ortaya koymak. Siyasete bu pencereden baktığımızda, siyasetçinin kimliğine, sadakatine ve parti değiştirmesine dair yargılarımız da kendiliğinden değişir.
Oysa siyasetçiyi ideolojik, inançsal ya da yaşam tarzına dayalı aidiyetleriyle tanımladığımızda, ondan beklediğimiz işi de daraltmış oluruz. Bu aidiyetler siyasetin dümenine geçtiğinde, muhakemeyi daraltan, işbirliği kapılarını kapatan ve çözüm üretme gücünü kısıtlayan zihinsel duvarlara dönüşür. Siyasetçi de toplumun dertlerine eğileceği yerde, kendi mahallesinin duvarlarında nöbet tutmakla vakit geçirir.
Sözlüğe bir göz atalım. Türk Dil Kurumuna göre siyaset, “politika” ve “devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış” anlamlarına gelir. Siyasetçi “politikacı” demektir; politikacı da temel anlamıyla “politika ile uğraşan kimse, siyasetçi”dir. Tanımın merkezinde bir aidiyet değil, bir iş durur. Öyleyse asıl soru şu: Siyasetçinin işi aidiyetleri yaşatmak mı, yoksa ortak sorunlara çözüm üretmek mi? [1]
Siyasetçinin elbette kişisel bir dünya görüşü, inancı ve yaşam tarzı olabilir. Ama bunlar, hangi sorunu önemseyeceğini, kimin hakkını savunacağını ve kimlerle çözüm arayacağını belirleyen bağlayıcı ölçülere dönüşmemelidir. Kendi hayatına yön veren pusula, toplum adına üstlendiği görevin haritasını çizmemelidir. Kamusal sorumluluk, kişisel aidiyetlerin üstünde durmalıdır.
Milliyetçilik, muhafazakârlık, sağcılık, solculuk, liberalizm, sosyal demokrasi ve benzeri yönelimler seçmenin tercihini etkileyebilir. Siyasetçiler de destek toplamak, kitleleri bir araya getirmek için bu yönelimlere seslenebilir. Ne var ki oy kazanmak için konuşulan bu dili, siyasetçinin bütün varlığını ve görevini tanımlayan, sırtından hiç çıkmayan bir üniforma gibi görmek yanlıştır. Seçim meydanında seslendiği kitlenin sınırları, topluma karşı sorumluluğunun sınırları olamaz.
Toplum da tek bir ideolojiden, tek bir inançtan ya da tek bir hayat tarzından ibaret değildir. Farklı insanların birlikte yaşadığı bir bütündür; tek sesli bir marş değil, çok sesli bir korodur. Siyasetçi, kendisini destekleyenlerin taleplerini dile getirirken başkalarının haklarını da gözetmek zorundadır. Çoğunluğun sesi gür çıkabilir; ama bu, herkesin aynı notayı söylemesini gerektirmez.
Bir hekim, hastasını kendi dünya görüşüne ne kadar yakın olduğuna göre değerlendirmez. Karşısındaki insanın ihtiyacına bakar ve mesleğinin gereğini yapar. Siyasetçiden beklememiz gereken de tam olarak budur: Soruna, onu yaşayan insanın kimliğine bakmadan yaklaşmak; bir çözümün değerini, hangi siyasi çevreden geldiğine göre değil, neye yaradığına göre tartmak.
Bu yüzden “Siyasetçinin aidiyeti olmaz” sözünden, onun kişisel bir kimliği olmadığı sonucunu çıkarmamak gerekir. Asıl ilke şudur: Siyasetçinin kişisel aidiyeti, kamusal kararlarının önüne geçemez. Seçmen sandıkta kendi yakınlıklarına göre tercih yapabilir; siyasetçi ise üstlendiği sorumluluğu bütün toplumun karşısında gerekçelendirebilmek zorundadır.
Evet, siyaset bir meslektir; bilgi, emek ve tecrübe isteyen bir zanaattır. Onu meslek olarak görmek, beraberinde ehliyet ve meslek ahlakı yükümlülüğünü de getirmelidir. Siyasetçinin başarısı yalnızca kaç taraftar topladığıyla değil, hangi sorunu çözdüğü ve insanların hayatına ne kattığıyla da ölçülmelidir.
Bir zanaatkâr ustalığını farklı atölyelerde gösterebilir. Bir bilim insanı araştırmasını daha uygun bir........
