Bir Acil Hekiminin Rüyaları 4: Derin İç Karanlık “DİK”
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Turizm Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Bir Acil Hekiminin Rüyaları 4: Derin İç Karanlık “DİK”
Otuz altı saatlik bir nöbetin ardından, eve girdiğimde ayakkabılarımı çıkarıp çıkarmadığımı hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey, yastığın yüzüme bir defibrilatör kaşığı gibi değdiği ve “şarj ediliyor” sesini duymadan uyuya kaldığımdır. Eskilerin dediği gibi, rüyamda gördüm ki…
Acil servisin kapısından giriyordum. Kapı bildiğim kapıydı. Yalnız sağ kanadının camı kırıktı ve kimse tamir etmemişti. Kırığın kenarından içeri sızan rüzgâr dosya kâğıtlarını uçuruyordu. Yanından geçerken bir sedyeye çarptım. Sedyede dört harf yatıyordu..
Alışkanlık hemen klasik primer bakı sistematiği geldi aklıma ABCDE’ye başladım.
D başını salladı. İ öksürdü. C’nin solunumu yüzeyeldi. K ise hiç kıpırdamıyordu.
“Bilinç?” dedim, AVPU’yla. K sese değil, ağrıya cevap veriyordu. Daha doğrusu, bilinçli hekimlere cevap veriyordu. Bilinçli bakan anlayabiliyordu bu cevapları.
Triaj hemşiresi, bana sıra numarası uzattı: 2026/9.
“Hocam, sizin dosyanız,” dedi. “Kırmızı alan değil, ama beklemeniz uzun sürecek.”
Telefon çaldı. Acilin ortasındaki eski, kablolu, krem renkli telefondu bu. Hiç kimsenin bilmediği bir masanın üstünde duruyordu. Açtım, hoparlöre verdim. Yıllar önce bir sabah vizitinde, bütün asistanların ve öğrencilerin önünde yaptığım gibi.
Hattın öbür ucundaki ses sakin ve kibardı:
“Bizim verdiğimiz bilgi halka yöneliktir hocam. Bir üniversite hastanesinin acil kliniği tedavisini yalnızca bize dayandırarak yapamaz.”
Arkamda bir asistan, sesi dinledikten sonra başını salladı, not aldı, sonra dönüp hastaya ilacı verdi ve bana dedi ki:
“Ama hocam, 114 böyle dedi.”
Telefon hâlâ açıktı. Ses hâlâ “yapamaz” diyordu. Asistan hâlâ “böyle dedi” diyordu. İkisi aynı anda konuşuyor, birbirini hiç duymuyordu. Bir yerde bir monitör ötmeye başladı. Kısa, ısrarcı, aralıklı bir bip. Kimin monitörü olduğunu bilmiyordum.
“DOPE’a bakın,” dedim kimseye. “Displacement, Obstruction, Pneumothorax, Equipment.”
Kimse bakmadı. Herkes 114’ü dinliyordu.
Sonra kendimi telefonumda bir mesaj yazarken buldum. Rüyalar zamanı dikiş yerinden söker. Ne zaman yazdığımı bilmeden yazıyordum, ama ne yazdığımı çok iyi biliyordum:
Duymayı İstemediğim Cümleler Kategorisi. Yani DİCKat.
Bir gülme emojisi koydum yanına. Sarı yüz ekrandan havalandı, tavanda bir balon gibi asılı kaldı. Ardından “at” hecesine bir gönderme ekledim. Bir zamanlar asistan dersinde anlattığım binicilik metaforuna, “bizi hayvana benzetti” denilen o eski tartışmaya bir göz kırpma. Tavandaki emojinin yanından bir at geçti, toynakları ses çıkarmadan. Kimse ata bakmadı. Herkes emojiye bakıyordu.
Mesajı gönderdim. Mesaj grubun içine bir taş gibi düştü. Grubun içinde eşim de vardı, birkaç hanım meslektaşım da. Hepimiz yıllardır aynı grupta MUDPILES’ı, SLUDGE’ı, LEMON’ı yazıp durmuştuk. Kimse methanol’ün M’sinden, limonun L’sinden bir şey çıkarmamıştı. Hasta güvenliği sanki her şeyi temize çıkarırdı.
Ertesi sabah vizitteydik. Yani rüyanın ertesi sabahında. Kıdemli asistan R. öne çıktı. Yüzünde bir tutanak memurunun sükûneti vardı.
“Hocam,” dedi, “o mesajda, o kelimenin ilk dört harfiyle bize İngilizce erkek cinsel organı dediniz.”
Vizit ekibi kıpırdamadı. Hastalar kıpırdamadı. Duvardaki saat bile durdu.
Ben de durdum. Kendi AVPU’mu yaptım. Alert değildim. Sese cevap veremiyordum. Ağrıya, evet, ağrıya cevap veriyordum. Dilimin altında hiçbir kelime kalmamıştı. Sırtımı döndüm ve sessizce çıktım. Koridorda yürürken, sedyedeki K’nin bana baktığını hissettim. Gözleri yoktu ama bakıyordu.
Başasistanın odasına girdim. Masasında yarım kalmış bir çay vardı.
“Bak,” dedim, telefonumu uzattım. Ekranda bir mesaj: dck göndermesi…
“Bu ne?” diye sordum.
Rüyada bu soru kocaman bir yankıyla odayı doldurdu. Sanki bütün hayatım boyunca sorduğum her soru, “bu ne?” sorusuydu. Bir EKG’ye bakıp “bu ne?”. Bir grafiye bakıp “bu ne?”. Bir laktat değerine bakıp “bu ne?”. Hekim dediğin, “bu ne?” diye soran adamdır. Ama bu kez sorduğum şey bir hastalık değildi. Kendi adımın üzerine yapışmış bir kelimeydi.
Başasistan bir şey söyledi. Duyamadım. Rüyalarda en önemli cümleler hep sessize alınır.
Asistan odasının kapısını açtım. İçeride bir kalabalık vardı. Hepsi beyaz önlüklü, hepsi genç, hepsi benim derslerimden geçmiş, benim “damar yolunu ben açayım” dediğim gecelerin çocukları.
“Arkadaşlar,” dedim, sükûnetle, “siz gerçekten bu uyarıdan bunu mu anladınız?”
Hep bir ağızdan, bir koro gibi:
“Evet hocam. O çağrışımı yapıyor.”
O an içimden bir şey kalktı, ağzıma kadar geldi. Ve rüyada bile inkâr edemeyeceğim cümleler çıktı ağzımdan:
“Bir hocanın öğrencisine cinsel organ lakabı taktığını kim iddia ediyorsa, kim bunu ilk çıkardıysa, bu alçaklıktır, hainliktir…”
Cümleleri söylerken gözümle gördüm: Her cümlenin başında küçük bir “kim… ise” vardı. Bir şart, bir kapı, bir “eğer”. Ama cümleler kapıdan çıkıp koridora yürüdükçe o küçük şart ekleri tek tek düştü, yerlere saçıldı, kırık cam parçaları gibi. Tutanağa ulaştığında cümlelerin başında hiçbir “eğer” kalmamıştı. Sadece sıfatlar kalmıştı. Çıplak, ayaz, imzaya hazır.
Eğilip o “eğer”leri yerden toplamaya çalıştım. Avucuma batıyorlardı.
Dekanlığın koridoru, acilin koridoruyla aynı koridordu. Yalnız burada sedyeler yerine sandalyeler vardı. Soruşturmacı Profesör masasının ardında oturuyordu. Önünde dört soru vardı. Her soru bir hasta dosyası kalınlığındaydı.
“SAMPLE’la başlayalım,” dedi. “Semptomlar? Alerjiler? İlaçlar? Geçmiş?”
“Geçmiş,” dedim, “on üç yıl. Sekiz yılı yirmi dört saat esaslı. Kullanmadığım yıllık izinler, babamın yoğun bakım yatağının yanında duramadığım geceler…”
Soruşturmacı not aldı. Kalemi yazmıyordu, sadece kâğıdın üstünde dolaşıyordu.
Bilgisayarımı açtım. Bir klasör: Hasta Bakımında Yaşanan Genel Problemler. İçinde bir dosya: 10. DUYULMAK İSTENMEYEN CÜMLELER. Son düzenleme tarihi: 09.02.2023.
“Görüyor musunuz?” dedim. “Üç yıl önce. Uydurma değil.”
Soruşturmacı başını eğip ekrana baktı. Dosyanın tarihi o bakarken biraz titredi, sanki rüya da kendi kanıtından şüphe ediyordu.
Duvarda büyük, simetrik bir mürekkep lekesi vardı. Rorschach’ın lekesi. Herkes ona bakıp........
