Tavuk suyuna çorba
90’ların sonu idi, hatta tam olarak 2000’lere bir kala filan olmalı. “Ben bu memlekette ölmek istemiyorum!” diyerek, üstüne üstlük bir de evlenerek çekip gittim. Pişman hiç olmadım. Çok özlediğim doğrudur. Bazen bir şarkıya, bazen göl görünce hüngür hüngür ağladığım da doğrudur. Kâh cenazelere gidemediğim için, kâh gidenlerle vedalaşamadığım için lanet okuduğum da oldu gurbetliğe ama pişmanlık olmadı hiç.
Giderken “her şey çok güzel olacak” diyecek kadar optimist olmasam da “memleket İran olacak” diyecek kadar da pesimist değildim. Son birkaç seneye kadar olmadım da. Ama artık sanırsam ümidimi sıfırladım. Sadece memlekete dair değil, memleketle bütünleşmiş minik toplumumuza da bulaştı bu ümitsizlik.
Zaman değiştikçe dertler de çözüm şekilleri de değişti. Burada ben her ne kadar bizim küçük toplumdan bahsediyor olsam da, peşinen kabul ettiğim bir fikrim var: Asimile olmasa dahi, entegre olmuş mikro toplum, belirli veya belirsiz bir süre sonra, içinde yer aldığı makro toplumun izdüşümü haline gelir. Bu benim tespit ve düşüncem.
"Kendimize sosyal medya diye bir oyuncak uydurduk. Tüm değerlerimizi de kaybettik."Serhat Kılıç
Öncelikle, bu olayı "onu bunu", "orayı burayı" arayarak çözmeye çalışmaya mecbur kaldığım için (cemaatimizde bu tip bir durumda, düzgün bir işleyiş olmadığı için) gerçekten çok ama çok üzgünüm.
Geçenlerde başıma gelmese de başımı epey bir yoran, ağrıtmasa da oyalayan bir olay oldu. Yaşlıca bir insanımız Pazar öğlen saatlerinde Taksim civarında bir aşevinin çalışanları tarafından bulundu. Darp edilmiş olabileceği düşünülen yaşlı adam bitkin, fiziksel olarak yıpranmış ve zihni epey karışık hâldeydi. Aşevi gönüllülerinden arkadaşım Rakela bana ulaşarak durumu aktardı ve kendisi çok şükür ki zeki ve duyarlı (duyar kasmayan bir duyarlı, anlayabilmek zor elbet!) bir insan evladı olduğundan Patrikhane ve Taksim Ermeni Katolik kilisesine ulaşmayı denemişti. Ne yazık ki günlerden pazardı; kurumların çoğu kapalıydı. Bu sebeplerle birilerine ulaşabilmemiz çok kolay olmadı.
Adamın durumu çok iç açıcı olmadığından acil çözüm arıyorduk. Patrikhane’ye ulaşmak pazartesiye kalmıştı ve bu yüzden sosyal mecralarda en aktif üç medya kuruluşumuza başvurduk. Rakela bunlardan birinin WhatsApp hattına yazdı. Kendisinin diğer medya kurumunun sosyal medya hesabına üyeliği askıda olduğu için ben doğrudan mesaj ile bu kurumun en faal üyesine ulaştım. Bir de AGOS gazetesinden Yetvart Danzikyan’a da e-posta yolladım.
Buradan açık açık yazıyorum. Bana sadece Yetvart geri dönüş yaptı. Kendisi, tatil gününde olmasına ve tüm imkânsızlıklarına rağmen bana bir iki isim iletti, onlara ulaşabileceğimi söyledi.
Bu arada zaman akıp gittiğinden oturup bir ileti yazdık ve sosyal medyada paylaştık. En azından belki birilerine başka yollarla ulaşabilmemizi sağlar diye düşündük. Sağ olsun hiçbir arkadaşım........
