menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şiddet ve siyaset

43 0
05.03.2026

8 ve 9 Ocak 2026’da İran rejim güçleri sokağa dökülmüş silahsız yüzbinlerce insanın 40 binini makineli tüfekle katletti. İki günde! Yaralı sayısı 330 bin, gözaltı sayısı 50 bin. Sözcüklere sığmayan bir barbarlık.

İran’da bağımsız basın yok, ama iki aydır dört koldan gelen haberler katliamı doğruluyor.

Komşuda 1979’dan bu yana halkları Filistin askısına almış bir rejim var. Başında Şah’ın devrilmesi sonrasında devrime el koyan Şii ruhban meşruiyet ve kitle desteğinden yoksun değildi. Bunda milyon mertebesinde Şah taraftarı ve din karşıtının memleketi topyekûn terk etmesinin payı vardı. Ruhban geride kalan muhalif safları İran İslam Cumhuriyeti bayrağı altında toplayabildi. Zaman zarfında bu saflardan eser kalmasa da rejim kendini İran’ın yegâne meşru temsilcisi olarak kabul ettirebildi. Bu rıza özellikle, sekiz yıl süren son derece kıyıcı Irak savaşı vesilesiyle “vatanperverlik” üzerinden devşirildi.

Ne var ki, siyasî, dinî ve etnik açılardan rengârenk İran’ı tek elden üstelik dinî vecibeler uyarınca yönetmek giderek zorlaştı. Bu esnada nükleer güç olmaya yeltenen rejim 2006’da BM Güvenlik Konseyinin yaptırım kararına maruz kaldı. Fosil yakıt ve silahtan başka ciddî bir üretimi olmayan İran’ın rejimi bu zorluklar karşısında iyice yönetemez oldu. Yönetemedikçe de şiddete başvurdu.

O gün bugündür artan şiddet, azalan meşruiyet ve eriyen bölgesel nüfuz sarmalında İran. İçerideki itirazlara verilen cevap her defasında, 1988’de,........

© Agos