Ölümcül nükleer yanılgı
Dünya yeniden fosil yakıt bunalımıyla karşı karşıya. Bilenler Hürmüz Boğazı menşeli sorunun fosil yakıtların geleceğine beklenmedik bir ket vurduğunu, zaten sonsuz olmayan bu kaynakların arz sıkıntısından ötürü sonunun hızlandığını anlatıyor. İklim faciasının temel nedenlerinden olmalarına bakarak “ne âlâ” diyebilirsiniz. Nitekim enerji ağaları da bu gidişata binaen yenilenebilir kaynakların baş avukatı oldular.
Yalnız burada devasa bir dolap dönüyor: nükleeri de sürdürülebilir kaynaklara dâhil ediyorlar. Hükümetler de güle oynaya bu hikâyeyi satın alıp ahaliye pazarlıyor. Oysa nükleer sürdürülebilir kabûl edilse de temiz değil tam aksine ölümcül.
Bugün nükleerin nasıl berbat bir enerji olduğunu anlatan bir ilim insanına kulak verelim. ABD’li tarihçi Kate Brown’ın 2013’te çıkmış olan Plutopia (Oxford University Press) kitabının altbaşlığı her şeyi söylüyor zaten: “Nükleer aileler, atom kentleri ve Sovyetler ile Amerikan plütonyum felâketlerinin büyük tarihi”.
Ukrayna’daki Çernobil ve Japonya’daki Fukuşima nükleer facialarını duymayan yoktur. Peki birbiriyle atom bombası yarışına girmiş ABD ve SSCB’deki plütonyum başkentlerini ve bunların Çernobil ve Fukuşima’dan bin beter âkıbetlerini bilen var mıdır?
Kitap, kıyamet korkusu, karşılıklı nefret ve durmaksızın plütonyum üretimi saplantısıyla birbirinin arayüzü nükleer şehirlerin hikâyesi. Biri ABD’de, Washington Eyaleti’nin güneydoğusunda bulunan Richland kentindeki Hanfort;........
