İnsan hakları, ideolojik yaklaşım ve hakikat meselesi
“Karşı olduğunuz, savunmadığınız kişinin hakkını savunmak marifettir” ifadesini sıkça tekrarlamıştı Kuçuradi. Ama o acaba neyi savunmuştu? Dünya felsefe platformlarında yer almış, fakat dünyanın konuştuğu Gazze soykırımı hakkında tek bir “insan hakları savunusu” olmamıştı.
Prof. Dr. Bülent Şenay/ Bursa Uludağ Üniversitesi
6 Ekim'de Açık Görüş'te yayınlanan yazımızda Prof. Dr. İonna Kuçuradi'nin, ömrünü adadığı "değer bilgisi / değer yargısı" ayrımı ile "insan hakları-özgürlükleri / kültürel haklar" ayrımı üzerine düşüncelerinin ne kadar temelsiz olduğuna değişmiştik. Bugünkü yazı da Kuçuradi'nin nasıl aslında bizzat ideolojik bir yaklaşım içinde olduğunu ortaya koymaktadır.
Yazının sınırları felsefi olarak izaha yetmez; ama en azından Kuçuradi'nin sosyal medyada tasvir edilen görüşlerinin onun gerçek görüşlerinin bütününü yansıtmadığına dikkat çekmiş oluyoruz.
Neden dikkat çekiyoruz?
Çünkü kısa sosyal medya alıntılarıyla birkaç cümlesi, arka plandaki din-ahlâk karşıtı dünya görüşü gözden kaçırılarak çok romantik biçimde sunulmaktadır. Konferanslarının altına yapılan yorumları incelediğimde dikkatimi çeken tekrarlayan bir ifade var:
"Ne tatlı bir insan, tatlı hocam..."
Çok ilginç, duygusal bir durum bu. Ama psikologların konusu. Çoğunlukla yorumcular felsefî iddialı görüşlerini ele almıyorlar hiç.
Aslında bu tür yaklaşımlar ve sunumlar Kuçuradi'nin de hâtırasına vefâsızlıktır. Bu yazımız, Kuçuradi'yi ciddiye alarak okuyucuyu onun gerçek görüşleriyle buluşturmayı amaçlamaktadır.
Evrensel haklar ve kültürel haklar
Bir söyleşide bazı insan haklarının evrensel özgürlük sayılamayacağını anlatır. Ona göre bazı özgürlükler bir devletin "şartları"yla sınırlandırılabilir. İfade özgürlüğü tek başına hak ve özgürlük değildir. (51. İstanbul Müzik Festivali (11-12 Haziran 2023) ve İKSV Alt Kat işbirliğiyle sunulan felsefe söyleşileri, İoanna Kuçuradi ile "Ahlâk, Etik ve İnsan Hakları")
"Fikirlere saygı duyulmaz, insana saygı duyulur" diye de son derece felsefesiz bir laf etmişti. Fikirsizler çok beğendiler bunu ve alkışladılar.
Bir dönem en tepedeki bir savcı da "laik olmayan, insan değildir" demişti. Yakın siyasi tarihimizi bilenler hatırlar.
Tonton teyze moduyla Kuçuradi de buna inanıyordu; bu minvalde birkaç cümleyi vefatına kadar tekrarlayıp durdu.
Başka da mesajı, felsefesi, misyonu yoktu.
Yazdıklarının ve söylediklerinin çoğunu okudum, dinledim. Tekrarlar çok. Derinlik yok.
Herkesin eleştirilecek düşünceleri vardır. Mesele bu değil. Mesele, ne deyip ne demediğinin doğru aktarılmasıdır.
Ona göre kültürel ve dinî değerler, "değer bilgisi" değil, "değer yargısı"ydı ve temel evrensel insan haklarından sayılmazdı. Bu dinî değer karşıtlığını dolambaçlı ama bir ilkokul öğretmeni sadeliğinde her fırsatta tekrarlamış, bunu "değer bilgisi" ve "değer yargısı" ayrımına dayandırmıştı.
Kuçuradi'nin "evrensel-kültürel" karşıtlığı da bununla ilgiliydi.
Ona göre kültürel/dinî değerlerle yetiştirilen kuşaklar tam insan olamazlar. "Kültürel gelişme", insan onuru ve hakları itibarıyla kültürel ve dinî olandan "evrensel"e, yani "laik olan"a doğru bir gelişim olmalıdır. "Dinî değerler" insan onuruna ve bazı insan haklarına aykırıdır. Hatta o kadar ileriye gider ki, "kültürel kimlikler"in "fundamentalism"in, yani köktenciliğin ve aşırı dinciliğin kaynağı olduğunu iddia eder. (Ioanna Kuçuradi ed., Human Rights in Turkey and the World in the Light of Fifty Year Experience, Hacettepe Üniversitesi, 2002, s. 12-13, 19-20.)
Muhibbânı kusura bakmasın
Ona göre dinî ve kültürel değerlere inananları, ona göre yaşamak isteyenleri felsefe eğitimiyle kültürelden evrensele getirmek gerekirdi. Onun kafasında felsefenin misyonu buydu.
Bu anlamda evrensel değer ve hakların laik olduğuna inanıyordu. Ölümünden önce sosyal medyaya düşürülen kısa ifadelerinde "fikirlere değil, insana saygı" sloganı da aynı şekilde aslında altı boş bir iddiaydı. Fikirlerle insanları nasıl ayırabiliyordu? Fikirleri belki "saygı duyulan" ve "saygı duyulmayan" diye ayırabilirsiniz. Ama fikri ile insanı ayıramazsınız.
Bu anlamda Batı'da Kuçuradi'nin fazlaca önemsenmemesinin ama yine de ilgi görmesinin sebebi, tam da bugün kendilerine "yerli laik filozof" arayarak onu yüceltenlerin küçük dünyasında "kocaman bir filozof" oluşuydu.
Kusura bakmasın Kuçuradi muhibbânı. Ama gerçekler böyle.
Kimlikler temelli özgürlük ve insan haklarını reddedip, kaynağını açıklamadığı "ortaya karışık/muğlak" bir evrensel etik kavramı kullanarak evrensel insan haklarının zorunlu olarak laik olduğunu savunur.
Etik değerlerden bahsedip durdu ama bir........
