Bugün Fukuyama, Tarihin Sonu ve nekropolitik evrensellik
Tarihin kim tarafından yazılacağı veya temsil edileceği, özellikle Müslüman kimliği açısından önemli bir tartışma konusudur. Yaşanan gerçekliler karşısında, ‘Son İnsan', neden Batılı insan değil de Müslüman İnsan olmasın? Örnek insan modelinin Müslüman mı olacağı sorusu, tarih ve felsefe bağlamında derinlemesine düşünülmesi gereken bir konu değil midir? Ama biz bu temel soruyu sorana kadar daha neleri aşmalıyız?
Prof. Dr. Bülent Şenay/ Bursa Uludağ Üniversitesi
Eğer tarih gerçekten sona ermediyse, o hâlde onu kim yazıyor — ve biz bu hikâyenin neresindeyiz? Bir önceki yazımızı bu soruyla bitirmiştik. O yazımızda, Batı siyasetinin nekropolitik karakterinin insanlığı nasıl din savaşlarına sürüklediğini ele almış, bunun şiddet temelli bir teopolitikaya dayalı olduğunu vurgulayarak, Gazze'de yaşanan soykırıma yönelik duyarsız nekropoltikanın Hegelyan bir oryantalizmin ürünü olduğunun altını çizmiştik. Hatta burada ondan önceki bir yazımızda da adalet, iletişim ve farklılıkların birarada yaşamasını savunma iddiasında olan Batılı bir felsefeci olarak Habermas'ın ölümünden önce Gazze'deki soykırıma nasıl destek/meşruiyet verdiğini irdeleyerek düşüncenin ahlaken nasıl iflas ettiğini değerlendirmiştik.
Bu yazımızda ise, 'tarihin nesnesi mi öznesi mi olacağız?' sorusu bağlamında nekropolitiğin evrensel(ci)liğine aldanmanın nasıl bir bilinç erozyonu olduğunu, Fukuyama'nın 'Tarihin Sonu' tezine günümüz bağlamında yeniden bakarak değerlendiriyoruz. Biz şu yaşadığımız tarihin nesnesi mi olacağız, yoksa kendi kavramlarımızla, kendi hakikat tasavvurumuzla onun öznesi olabilecek miyiz?
Tarihin Sonu ve Megalotimi
Önce Tarihin Sonu tartışmasına yeniden dönelim. Birilerininkimlerin topluca ölebileceğine karar verdiği bu nekropolitik çağda insan kendine soruyor: acaba gerçekten bir Tarihin Sonu evresini mi yaşıyoruz? Eğer öyleyse bu tarihi kim yazıyor? Tarihi Müslümanlar mı yazıyor? Tarihin sonu tartışması bilindiği üzere, Amerikalı-Japon kökenli bugün 70'li yaşlarında olan siyaset bilimci Francis Fukuyama'nın akademmyada ve siyasette etki yapmış olan ve bence hala geçerliliği bitmemiş olan bir tartışma. Baştan sona tarihin sonu tezini buradan ders kitabı bilgisi mahiyetinde özetlemeksizin detaylı mahiyetini okuyucuya bırakarak tartışacak olursak, şunu sorabiliriz: Gazze, "tarihin sonu" olmayabilir ama Hegel'in ve Fukuyama 'nın bahsettiği Tarihin Sonu, tam anlamıyla Batı için gerçek olabilir mi? Zahirden bakıldığında, Batı'nın bir yeni kolonyal hamle içerisinde olduğu yorumlanabilir. Soğuk Savaş yıllarının bittiği kabul edilen, ABD'nin Sovyetlere karşı zaferi, Doğu Avrupa'da sosyalist rejimlerin düşmesi, Almanya'nın birleşmesi, Sovyetler Birliği'nin dağılması, Varşova Paktı'nın feshedilmesi ile öne çıkan 90'lı yıllarda, Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra, Batı akademyasında ve sosyo-politik literatüründeki hava, "Batı'nın Üstünlüğü" anlatısıyla özetlenebilir. 1993'te Batı'da yayınlanan ve ilgi gören "Post-Kapitalist Toplum" adlı bir kitapta şöyle bir iddiası vardı yazarı Avusturyalı meşhur sosyalist Peter Drucker'ın: "Gelecek, 'post-Western' (Batılı-ötesi) olabilir; 'anti-Western' (Batılı karşıtı) olabilir. Ama 'non-Western' (Batılı-olmayan) olamaz. Bütün medeniyet , her alanda, 'Batılı' olanın üzerine kurulu olmak zorundadır"
Bütün mesele hala kimlik siyaseti
Bu sözleri okuduğumda irkilmiştim. O kitap çıktığında, yani 1993'te, Mısır'da geçirdiğim bir yıldan sonra çıkıp gittiğim ve 7 sene kaldığım İngiltere'de doktoraya yeni başlamıştım. Türkiye'de İmam-Hatip lisesi ve İlahiyat okumuş bir arkaplandan dünyayı okumaya, pek çok şeyi o coğrafyada Londra-Bursa hattında anlamaya çalışıyordum. Drucker'ın bu kitabından bir sene önce de Fukuyama'nın o meşhur olan "Tarihin Sonu ve Son İnsan" kitabı çıkmış ve onu okuduğumda, Fukuyama'nın modern liberal demokrasilerin (Batı'yı kastediyor) eşit tanınma (isotimi)üzerine kurulu olduğu iddiasına rağmen aslında 'megalotimi' yi (yani kısaca 'Batı üstünlüğünün kabul edilmesi'nin kaçınılmaz olduğu) görüşündeki meydan okuması beni rahatsız etmiş, daha o günden itibaren kendimi bir "paradigma savaşı-cihadı"nın içinde........
