Amaç düzen kurmak değil, kaos üretmek
Tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Büyük güçler düzen kurmak isterken, çoğu zaman kaos üretirler. Ancak bu kez mesele sadece bölgesel bir kriz değil; küresel bir kırılma ihtimalidir.
Ömer Faruk Alimoğlu / Hukukçu
Orta Doğu'da yaşanan son gelişmeleri yalnızca bölgesel bir gerilim olarak okumak artık mümkün değil. Çünkü bugün İran üzerinden şekillenen kriz, klasik anlamda bir "iki devlet çatışması" değil; küresel güç dengesinin yeniden kurulmaya çalışıldığı çok katmanlı bir süreci ifade ediyor.
Bu süreci doğru anlayabilmek için önce İran'ın konumunu doğru tespit etmek gerekmektedir.
İran, Hazar Denizi ile Basra Körfezi arasında uzanan jeostratejik hattın tam merkezinde yer alır. Bu konum, ülkeyi yalnızca bir bölge devleti olmaktan çıkarır; enerji hatlarının, ticaret yollarının ve jeopolitik rekabetin kilit aktörlerinden biri hâline getirir.
Dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerinden birine sahip olması, Hürmüz Boğazı gibi küresel enerji akışının en kritik geçiş noktasını kontrol etmesi ve aynı zamanda Çin başta olmak üzere büyük ekonomilere enerji sağlayan bir ülke olması, İran'ı yalnızca bir "hedef" değil, aynı zamanda bir "denge unsuru" yapmaktadır.
Ancak mesele tam da burada başlıyor.
1979 İslam Devrimi sonrasında İran, ideolojik tercihleri ve bölgesel politikaları nedeniyle Batı ile sürekli gerilim içinde kalmış; nükleer programı, vekil güç stratejisi ve sert dış politika söylemi nedeniyle sistematik bir şekilde izole edilmiştir.
Bu izolasyon yalnızca diplomatik değildir. Aynı zamanda ekonomik, askeri ve psikolojik bir kuşatmadır.
Bugün gelinen noktada ise bu kuşatma yeni bir evreye geçmişvaziyette.
Vekaletten doğrudan çatışmaya...
Uzun yıllar boyunca İsrail ile İran arasındaki gerilim, doğrudan çatışma yerine vekil aktörler üzerinden yürütüldü. Hizbullah, Hamas ve bölgedeki diğer unsurlar bu denklemin sahadaki uzantılarıydı.
Ancak 7 Ekim sonrası süreç bu denklemi kökten........
