menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Soykırımın hikâyesini kim anlatacak?

13 0
sunday

Vaad'in başarısını yalnızca ne anlattığında değil, anlatısını nasıl kurduğunda da aramak gerekiyor. Sürgün, Toprak, Finans, Suikast, Anlatı ve İnanç, birbirinden kopuk dosyalar değil; Gazze'deki soykırımın tarihsel, siyasi, ekonomik, askerî, medya ve ideolojik boyutlarını birbirine bağlayan altı durak. Geçmişte alınan kararların ve kurulan ilişkilerin bugünkü yıkıma nasıl uzandığını, uluslararası uzmanların değerlendirmeleriyle birlikte izliyoruz.

Dr. Muhammed Ersin Toy/ Yazar

TRT'nin uluslararası dijital platformu tabii'de yayımlanan altı bölümlük Vaad: Siyonizmin Anatomisi, İsrail'in Gazze'de sürdürdüğü soykırımın hikâyesini anlatıyor. Ancak yapım bu hikâyeyi 7 Ekim 2023 sabahından başlatmıyor; bugünkü yıkımın tarihsel, siyasi ve ideolojik köklerine iniyor. Çünkü Gazze'de yalnızca insanlar öldürülmüyor. Yaşananlara hangi adın verileceği, kimin sesinin duyulacağı ve dünyanın neyi hatırlayacağı üzerine de mücadele yürütülüyor. Yönetmen M. Bilal Eroğlu ve senarist Ömer Karasu, konuyu Yahudi topluluklarının farklı sürgün deneyimlerinden modern siyasi Siyonizmin doğuşuna, Filistinlilerin yerinden edilmesinden Gazze soykırımına uzanan tarihi arşiv görüntüleri, canlandırmalar ve uluslararası uzmanların değerlendirmeleriyle ele alıyor. Vaad, Filistin'in tarihsel hafızasını gündeme taşırken Türkiye'nin bu meselede nerede durduğunu da dünyaya gösteriyor. TRT, bu yapımla Türkiye'nin şahitliğini dünya kamuoyuna taşıyor.

Docudrama tarzında yapılan belgeselin açılışında Gazze'nin yıkılmış sokaklarında yürüyen bir çocuk var. O çocuk, şehit edilen 20 bini aşkın çocuğun kendisi sanki. Ardından İsrail'in katlettiği çocukların isimleri ve yaşları ekrana geliyor. Altı bölümün merkezinde de öldürülen, annesiz babasız bırakılan, açlığa ve susuzluğa mahkûm edilen Filistinli çocuklar yer alıyor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), 30 Haziran 2026 itibarıyla Gazze'de en az 21 bin 700 çocuğun öldürüldüğünün bildirildiğini kaydediyor. Oysa her birinin bir adı, ailesi, hayalleri ve yarım kalan bir hayatı vardı. Yapımın bu isimlerle başlamasını özellikle değerli buluyorum. Rakamların ardında kaybolmaya yüz tutan çocukları yeniden hatırlatıyor.

Ardından Gazze'de insanların hayatta kalabilmek için deniz kaplumbağası bile yemek zorunda kaldığı anlatılıyor. Kaplumbağa, yaşanan vahşetin sessiz tanığına dönüşüyor. Bu sahneyi özellikle değerli buluyorum. Çünkü Gazze'deki soykırım yalnızca insanlığın değil, bütün kâinatın gözleri önünde yaşandı. Açlığın insanları bir deniz kaplumbağasına muhtaç bırakması, yıkımın yalnız insan hayatıyla sınırlı olmadığını da hissettiriyor. Kaplumbağa, bütün canlıların şahit olduğu fakat insanlığın durduramadığı vahşetin sembolüne dönüşüyor.

Belgesel bizi önce bugünün acısıyla yüzleştirip ardından geçmişe götürüyor. Bu kurgu, "Ne oldu?" kadar "Buraya nasıl gelindi?" sorusunu da sorduruyor. Daha önemlisi: Soykırımın hikâyesini kim anlatacak? İsrail, yaşananları kendi anlatısı üzerinden meşrulaştırmaya ve dünya kamuoyuna kabul ettirmeye çalışıyor. Bu iş İsrail'e bırakılamaz, bırakılmamalı. Gazze'yi konu alan filmler, belgeseller, haberler ve tanıklıklar yalnızca bugünü kaydetmiyor; insanlık tarihine belge bırakıyor, anlatı savaşında bir mevzi kazanıyor. Bugün neyin kayda geçtiği, yarın neyin hatırlanacağını da belirleyecek.

İsrail, soykırımı meşrulaştıran anlatı doktrini kuruyor

İsrail, 7 Ekim'den sonra Gazze'de sürdürdüğü soykırımı yalnızca askerî yöntemlerle yürütmedi. Medya ve iletişim alanında çok boyutlu bir anlatı doktrini geliştirdi; uluslararası desteği korumayı, zedelenen imajını yeniden şekillendirmeyi ve dünya kamuoyunun yaşananları nasıl değerlendireceğini etkilemeyi hedefledi. İsrail Meclisinin Kasım 2024'teki kamu diplomasisi görüşmesinde Ulusal Kamu Diplomasisi Direktörlüğünden Gal Ilan, hükümetin eylemlerine meşruiyet kazandırmayı ve tek, tutarlı bir mesaj sunmayı iletişim hedefi olarak tarif etti. İsrail basını da 2025'te Google, YouTube, X ve dijital reklam ağlarını kapsayan yaklaşık 51,8 milyon dolarlık altı aylık kampanya sözleşmelerini haberleştirdi. Bu açıklamalar ve bütçe, anlatı mücadelesinin kurumsal araçlarını ortaya koyuyor.

"Önce Hamas saldırdı, İsrail kendisini savundu" diye başlayan Siyonist anlatı, Filistin meselesinin tarihini 7 Ekim 2023 sabahına sıkıştırıyor. Filistinliler kimi söylemlerde DEAŞ ile özdeşleştiriliyor; "barbar", "insanımsı hayvan" ve "böcek" gibi insanlıktan çıkarıcı benzetmelerle anılıyor. Böylece kendi topraklarında yaşayan, aileleri ve hakları olan bir halk, ortadan kaldırılması gereken bir tehdit gibi sunuluyor. Oysa 1917 Balfour Deklarasyonu, 1948 Nekbe'si, 1967 işgali ve Gazze kuşatması olmadan bugün yaşananların tarihsel arka planı açıklanamaz. Bir asrı aşan işgal, sürgün ve sömürgecilik tecrübesini yok sayan anlatıya karşı tarihsel hafızayı korumak gerekiyor. 7 Ekim, soykırımın başlangıcı değil, dünyaya resmen ilan edildiği andır.

Şahitliğin sinemadaki izi

İsrail'in medya ve iletişim alanında kurmaya çalıştığı anlatı hâkimiyetine rağmen, insanlığın vicdanını temsil eden sinemacılar Gazze'deki........

© Açık Görüş