343 yıl sonra II. Viyana Kuşatması: Unutulan bir anıt, bitmeyen bir hafıza savaşı
1933'te devletin ve siyasi partilerin resmî söyleminde yeniden şekillenen 1683 hafızası, bugün sokakta, büyüyen bir aşırı sağ hareketliliğin sembolik cephaneliğine dönüşmüş durumda. Kahlenberg'de üç buçuk yüzyıl önce son bulan bir kuşatma, hâlâ kimin "biz", kimin "öteki" sayılacağına dair bir mücadelenin sahnesi olmaya devam ediyor.
Dr. Berat Keskin/ Türk Alman Üniversitesi
12 Eylül 1683, Osmanlı ordusunun Viyana surları önünden geri çekilişiyle sonuçlandığında, kimse bunun üç buçuk yüzyıl sonra hâlâ konuşulacağını muhtemelen düşünmemişti. Oysa bu tarih, Avusturya'nın ve daha geniş anlamda Avrupa'nın kendini tanımlama biçiminde bugüne dek süren bir referans noktası oldu.
Bu önemin en açık ifadesini, ironik biçimde, olayın 250. yıldönümü olan 1933'te, Viyana'daki kutlamalarda buluyoruz. O yıl Ankara'daki Avusturya elçiliğinin müsteşarı Bischoff, Viyana'ya yazdığı bir mektupta 1683'ü "kentin ve tüm Batı'nın Türk tehlikesinden kurtuluşu" olarak tanımlayan, "dünya tarihi çapında" bir olay diye nitelendiriyordu. Aynı mektupta iki ülke arasındaki eski düşmanlığın artık "tarihin müzesine" kaldırıldığını, jübile yıllarında ancak "tutkusuzca" ziyaret edilebileceğini de ekliyordu.
Ama 1683'ün taşıdığı yük yalnızca bir "Türk tehlikesi" anlatısından ibaret değildi. 1933'te Avusturya, I. Dünya Savaşı'nda imparatorluğunu kaybetmiş, toprakları daralmış ve kimlik arayışı içinde bir cumhuriyetti. Türkiye, Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı etrafında yeni bir ulusal kimlik inşa ederken, Avusturya da kendi kimliğini geçmişte, 'Kahramanlar Çağı'nda (1683-1740) arıyordu. Ayrıca bu arayış tam da ülkenin demokratik cumhuriyetten otoriter "şansölye diktatörlüğü"ne kaydığı gergin bir dönemde gerçekleşiyordu.
Üstelik kutlamaların hedefindeki "düşman" görünüşte hâlâ Osmanlı olsa da, gerçek tehdit bu kez yine doğudan, ama başka bir yerden geliyordu: Bolşevizm. Viyana'daki Türkelçisi Hamdi Bey, Ocak 1933'te Ankara'ya gönderdiği raporda, Katolik çevrelerin 250. yıl kutlamalarını "Kızıl Viyana"daki Bolşeviklere karşı bir karşı-propaganda aracı olarak gördüklerini aktarıyordu. Bir zamanlar Hristiyanlığı Müslüman istilasından koruyan bir kale olarak tasvir edilen Viyana'da, şimdi doğudan gelen Bolşevik "dinsizlik propagandası"na karşı bir tür "haçlı ruhu" yeniden canlandırılmak isteniyordu. Nitekim tarihçilerin de tespit ettiği gibi, 1933 kutlamalarının fiilî düşman imgesi Osmanlı İmparatorluğu'ndan Sovyetler Birliği'ne ve komünizme kaymıştı, ama bu kayışa rağmen kutlamaların sembolleri, söylemi ve kamuoyuna sunumu hâlâ tamamen 1683 ve "Türkler" üzerinden kurulmuştu.
Bu ikili karakter, bir yandan güncel bir Bolşevik tehdidine karşı seferberlik, öte yandan........
