Netanyahu'nun Seçim Öncesi Güvenlik Alarmı Siyasi Bir Hamle mi?
İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak seçimlere sayılı günler kala Başbakan Binyamin Netanyahu’nun güvenlik odaklı açıklaması, ülke siyasetinde bildik bir refleksi yeniden tetikledi. Netanyahu, Tel Nof Hava Üssü’nde çekilen bir videoda, seçimlerden önce İsrail’e yönelik bir saldırı girişimi olabileceğine dair işaretler bulunduğunu söyledi. Ancak bu işaretlerin hangi ülke veya örgütlere işaret ettiğini, hangi istihbarat bilgisine dayandığını kamuoyuyla paylaşmadı. Bu eksiklik, açıklamanın kendisi kadar önemli.
Netanyahu’nun sözleri şöyleydi: “Seçimlerden önce düşmanlarımızın bize saldırmaya çalışacağına dair işaretler var” Bu cümle, İsrail seçim tarihinin en kritik dönemecinde sarf edildi. Ülke, 27 Ekim’de sandık başına gidiyor. Güvenlik konusu ise zaten kampanyanın merkezinde. Reuters’ın analizine göre Netanyahu, geçmiş seçim kampanyalarında olduğu gibi kendisini İsrail’in güvenliğini sağlayabilecek tek lider olarak konumlandıran bir söylem kullanıyor. Bu, yeni bir çizgi değil; tanıdık bir siyasi strateji.
Ancak bu kez ortada somut bir ayrıntı yok. Netanyahu’nun ofisi, güvenlik brifingi sırasında seçimlerden önce farklı cephelerden gelebilecek olası saldırılara ilişkin uyarıların ayrıntılı biçimde ele alındığını açıkladı. Fakat bu tehditlerin niteliğine dair kamuoyuna tek bir somut bilgi verilmedi. İsrail basınında yer alan bazı güvenlik kaynaklı haberlerde ise ordunun içinde seçim öncesinde belirli bir saldırı planına ilişkin bilgi bulunmadığı, bu nedenle belirli bir bölge için ek seferberlik yapılmadığı aktarıldı. Yani bir tarafta “işaretler var” diyen bir başbakan, diğer tarafta “elimizde somut plan bilgisi yok” diyen güvenlik kaynakları.
Muhalefet bu tabloya sessiz kalmadı. Muhalefet lideri Yair Lapid, Netanyahu’dan konuya ilişkin acil bir güvenlik brifingi istedi. Brifingin ardından Lapid, kamuoyunda paniğe yol açacak bir durum bulunmadığını ifade etti. Ama aynı zamanda tehdit değerlendirmelerinin açıklığa kavuşturulmasını talep etti. Bu, dikkatli bir denge. Lapid bir yandan panik yaratmak istemiyor, diğer yandan belirsizliğin siyasi amaçla kullanılmasına karşı çıkıyor.
Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar partisinden gelen açıklama ise soruyu doğrudan sordu: Söz konusu tehdit somut bir güvenlik riski mi, yoksa seçim kampanyasıyla bağlantılı bir siyasi hamle mi? Bu soru, İsrail siyasetinde yıllardır soruluyor. Güvenlik, İsrail’de seçim kazanmanın en kısa yollarından biri olarak görülüyor. Netanyahu da bu algıyı defalarca kullandı. Likud partisinin daha önce seçim kampanyasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran lideri Mücteba Hamaney, Hizbullah lideri Naim Kasım ve New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin yer aldığı bir afiş kullanması tesadüf değil. Afişte şu mesaj vardı: “Onlar Netanyahu’nun kaybetmesini istiyor. Kazanmalarına izin vermeyin” Bu afiş, Netanyahu’nun kampanya çizgisinin ne kadar geniş bir tehdit algısı üzerine kurulu olduğunu gösteriyor. Farklı coğrafyalardan, farklı siyasi aktörlerden bir “düşmanlar” cephesi inşa ediliyor.
Netanyahu’nun son açıklaması da bu çizginin bir devamı gibi duruyor. Seçim öncesinde güvenlik gündemini öne çıkarmak, seçmenin korku ve güvenlik ihtiyacına hitap etmek, İsrail siyasetinde sık başvurulan bir yöntem. Ancak bu yöntemin bir maliyeti var: Güvenlik gibi hayati bir konunun siyasi malzeme haline gelmesi, kamuoyunun gerçek tehditlerle siyasi söylem arasındaki farkı ayırt etmesini zorlaştırıyor. Üstelik ayrıntı verilmemesi, hem muhalefetin hem de kamuoyunun elini kolunu bağlıyor. “İşaretler var” demek, ama ne olduğunu söylememek, beraberinde kaçınılmaz bir güvensizlik getiriyor.
Netanyahu’nun açıklaması, İsrail’de seçim kampanyasının güvenlik ekseninde ilerlediği bir döneme denk geldi. Bu, sadece bir söylem tercihi........
