menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seçmenin İradesi ve Parti Değiştirmenin Ahlakı

17 0
30.09.2026

Yerel siyasetin en sıradan görünen ama en çok konuşulması gereken meselelerinden biriyle karşı karşıyayız. Ataşehir Belediye Meclisi'nde CHP sıralarında görev yapan altı meclis üyesi, düzenlenen Yerel Gündemli Danışma Meclisi programında AKP saflarına katıldı. Oğuz Sarul, Sinan Emrah Yıldırım, Fatih Evliyaoğlu, Abdullah Aslan, Cengiz Kayayurt ve Mehmet Alver'in 2024 yerel seçimlerinde Ataşehir Belediye Meclis Üyeliğine seçildiği, ardından CHP'den istifa ederek AKP'ye geçtiği aktarılıyor. Haberde dikkat çeken bir ayrıntı daha var: Bu isimlerden Oğuz Sarul, Ataşehir Belediye Meclis üyeliğinin yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nde de görev yapıyor. Yani yaşanan hareketlilik yalnızca bir ilçenin sınırlarında kalmıyor; İBB Meclisi'ndeki siyasi tabloya da yansıyor.

Önce olguları net biçimde ayıralım. Doğrulanabilir olan şu: Altı isim, seçildikleri listeden istifa edip başka bir partinin saflarına katıldı. Bu geçiş, bir program çerçevesinde gerçekleşti. İçlerinden birinin İBB Meclisi üyeliği de bulunuyor. Buraya kadar olan kısım haberin somut çerçevesi. Geri kalan her şey — bu geçişin hangi pazarlıkların sonucu olduğu, kimin ne söz verdiği, sürecin ne kadar önceden planlandığı — şu an için doğrulanmış bilgi değil, yorum ve tahmin alanına giriyor. Bu ayrımı yapmadan yazmak, siyaseti magazinleştirmenin en kestirme yolu olur.

Asıl mesele şu: Bir meclis üyesi, seçildikten sonra partisinden istifa edip başka bir partinin saflarına geçtiğinde, sandıkta kendisine verilen oyla arasındaki bağ ne olur? Bu soru, yalnızca bugünün Ataşehir örneğine değil, Türkiye'de yıllardır süren bir tartışmaya işaret ediyor. Seçmen, oy verirken yalnızca bir ismi değil, o ismin temsil ettiği siyasi çizgiyi de seçiyor. Liste belli, parti belli, vaatler belli. Seçim bittiğinde ortaya çıkan tablo, seçmenin bilinçli bir tercihinin ürünü. Dolayısıyla seçildikten sonra parti değiştirmek, hukuki olarak mümkün olsa da, siyasi ahlak açısından ciddi bir sorgulamayı hak ediyor.

Bu noktada hemen bir itiraz gelebilir: Siyasi partiler değişir, insanlar fikir değiştirebilir, siyaset dinamik bir alandır. Doğru. Hiç kimse seçildiği gün verdiği her kararı sonsuza kadar savunmak zorunda değil. Ancak buradaki mesele fikir değiştirmek değil; temsil ilişkisinin ne olduğu. Bir meclis üyesi, seçildiği partiden ayrılıp başka bir partiye geçtiğinde, seçmenin kendisine verdiği vekâleti de........

© ABC Gazetesi