menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ordu'nun dereleri aksa yukarı aksa...

15 0
29.03.2026

BERGAMA’DAN SİYANÜR GÜNLÜKLERİ-28

“Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…” der, Anadolu’nun büyük şairlerinden Ahmet Arif. Kardeşlik içeren isyankâr şiirinde.

Mart ayının uzamaya başlayan güneşinde cemreler düşüyor, yavaş yavaş karlar eriyor, dereler coşuyor, papatyalar gelincikler boy gösteriyor bayırlarda.

Ancak emek durmuyor, tarım durmuyor, sanayi durmuyor, doğaya kıyanlar yeraltı zenginliklerimizi ele geçirme uğruna topraklarımızı zehirlemeye devam ediyor.

Siyanürlü altıncılar siyasal iktidarların da kollamasıyla önlerine açılan hukuki ve idari kolaylıklarla Anadolu’yu karış karış parselliyor.

Dünyanın içine girdiği “kıymetli metaller” elde etme çılgınlığıyla neredeyse her yeri maden alanı ilan ediyor.

Siyanürcü Ahtapotun zehirci yabancı şirketleri, onlarla iş birliği yapan yerliler, toprağı zehirleyip siyanürle altın elde etmeyi onlardan öğrenen Türk şirketleri büyük bir heves ve hırsla tonunda 1 gr bile altın bulunmayan toprağa saldırıyor.

Altın var denince akılları gidiyor!

Emperyalizm, işbirlikçileri, taklitçileri ellerinde zehir Anadolu’da cirit atıyor.

(Doğa’ya ancak böyle saldırılır: Çanakkale’de Atikhisar Su Havzası‘nda Kanadalı AlamosGold‘un iştiraki Doğu Biga Madencilik A.Ş tarafından yürütülen siyanürlü altın madeni işletmesi ruhsatının iptal edilmesine rağmen şirketin bölgedeki faaliyetleri. 2021. GazateDuvar‘dan Eren Aşnaz.  https://yesilgazete.org/canakkale-orman-mudurlugu-dogu-biganin-altin-aradigi-bolge-rehabilite-edilecek/?utm_source=chatgpt.com)

Tabi ki siyanürle altın elde etmek için kurulan bu tür zehirli işletmeler bir “açık hava kimyacılığından” başka bir şey değildir.

Siyanürler, arsenikler, kadmiyumlar, vesaire ağır metaller; her türlü zehir ve kanserojen madde bu tür madenlerin/işletmelerin doğasında vardır.

Kapalı laboratuvarda siyanürle yapılacak bir işlem açık hava ortamında, zehirli atıklarla hemhal olarak gerçekleştirilmeye çalışılırsa çevrenin ve insanın zarar görmesi kaçınılmazdır.

Bu zararlar öyle küçük çapta da olmaz: Felaket düzeyindedir.

İnsanlar ölür, toprak zehirlenir, dereler kirlenir, havanın ne zaman siyanürle ölüm getireceği bilinmez.

Bu doğa kıyımlarının, ekolojik kırımların dünyanın birçok yerinde yaşanmış örnekleri vardır.

Uzak doğuda Papua Yeni Ginesinde Ok Tedi, Yeni Zelanda Waihi ve MartaHill, ABD Nevada, Güney Amarika Guyana, Kıbrıs Lefke, Romanya BaiaMare’de olan çevre zehirlenmeleri böyle bilinen felaketlerinden sadece bir kaçıdır.

(Amerikalı CMC şirketinin 1974 yılında terk ettiği Kıbrıs-Lefke’deki bakır madeninden arta kalan; arsenik, kurşun, bakır, kadmiyum ve diğer zehirli ağır metal atıkları)

(Rengarenk Lefketoprağı: Çeşit çeşit ağır metal.)

Bugün pıtrak gibi Türkiye’nin her yanına yayılan siyanürlü altıncılık ülkeye ilk kez girmeye çalıştığı Bergama-Ovacık’ta büyük bir direnişle karşılaştı.

Yerel halkın karşı koyması, sağlanan ulusal ve uluslararası dayanışma karşısında yıllarca amacına ulaşamadı.

Bergama’yı kirletmek isteyen çok uluslu, o zamanki Eurogold şirketinin Genel Müdürü Sabri Karahan’ın belirttiği gibi, (Dünyanın kanını emen)Siyanürcü Ahtapot bu durumu prestij meselesi yaptı. 

Bergama’da para kazanamama pahasına “zehircilik” ısrarını sürdürdü. 

O önemlerde aralıklı olarak TCDevlet Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı yapan İzmir Milletvekili Işın Çelebi’nin açıkladığına göre ilgililere ne rüşvetler teklif edildi neler!

I.Çelebi bir TV programında açıkça Bergama’daki siyanürcü şirket “Eurogold bize rüşvet teklif etti” dedi. (https://www.youtube.com/watch?v=THm7p37KM2A)

Bu uğurda mesafe kat etmek için, görünür görünmez milyonlarca lira para harcadı.

Tabii ki prestijin ötesinde önlerinde büyük bir Anadolu altın pastası vardı.

Siyanürcüler Bergama’yı aşacak Anadolu’ya yayılacaktı.

Sonunda koca Türk Devletinin etkili kesimlerini arkalarına alarak ve çeşitli etik dışı uygulamalarla amaçlarına ulaştı.

Ancak Bergama köylülerinin ve çevrecilerin yaptığı sıkı mücadele sürecinde, siyanürcülerinonları susturmakiçin bu çok tehlikeli işletmede yapmak zorunda kaldıkları bazı uygulamalar, sorunu çözmese de görece risk azaltıcıydı. 

Bergamalıların karşı koyuşu; “Yeni Ekolojik Paradigma” denilen bilimsel, hukuki, barışçıl eylemler, kamuoyu yaratma, uluslararası yardımlaşma gibi ögelerle, araya siyaseti de katarak; işletme girişiminin her aşamasında yapılan muhalefet bu durumu sağlamıştı.

Bu uygulamalarla Türkiye’nin karar vericilerinden izni kopartan siyanürcüler hızla Anadolu’ya dağıldı.

Eşik aşılmıştı ya, gerisini hak getire!

(Ordu-Fatsa: Halk ve siyanürlü maden sahasına girmek istiyor.)

Ardından, böyle zehirli madenlerden peş peşe  siyanürcülerin “kaza” dediği felaket haberleri gelmeye başladı.

Giresun-Şebinkarahisar’daki altın madeninde atık barajı taştı, siyanürlü, arsenikli, ağır metalli sular derelere karıştı.

Balıkesir-Ayvalık’da da toprağın demirini almaya uğraşılırken benzer durum yaşandı.

Görünür görünmez canlılar telef oldu. Yeraltı ve yer üstü suları kirlendi.

Bergama-Kozak’ta madenlerin çektiği sularla yer altı suları tükendi, güzelim doğal park taş ocağı, fıstık çamları ürün vermez oldu.

Erzincan İliç’de Kanadalı emperyalist şirketin yerli işbirlikçilerle birlikte yaptığı vahşi uygulama, siyanürlü altın madeninde 9 kişinin ölümüne yol açtı.

Denizin mavisiyle fındık yamaçlarının yeşilini aynı karede buluşturan; suyun, toprağın ve yağmurun birlikte yaşadığı bu eşsiz Karadeniz coğrafyası nasıl bir zulme uğradı!

(Yeşillikler içinde bir yara: Fatsa-Altıntepe siyanürlü altın madeni)

Ordu’nun FATSA ilçesinde Yukarı Bahçeler, Yukarıtepe ve çevre köyleri yakınında işletilen bir siyanürlü altın madenin bulunduğu yöre ilginç olaylara tanık oldu.

Burada kurulan zehirli tesis Karadeniz kıyısına yaklaşık 10–15 km uzaklıkta, fındık üretiminin yoğun olduğu bir çevrede yer alıyor.

FATSA’nın, sonra “ALTINTEPE” olarak adlandırılacak olan Kayatepe, Orta, Yılantepe, Sinan, Çamlıtepe, Karakışla yöresinde altın cevheri ilk kez 1990’larda Siyanürlü Ahtapotun namlı kirleticilerinde Kanadalı TECK Cominco şirketi tarafından keşfedilmişti.

Başlangıçta FATSA madeninde, içinde 1-2 gr/ton altın bulunan 3-4 ton cevherde 1.5-2 ton altın var olduğu öngörülmüş daha sonra daha fazla olabileceği düşüncesiyle, kapasite artışına gidilmiş, maden alanı genişletmeye girişilmişti.   (https://www.STRATEXinternational.com/public/site/uploads/analystFile-5.pdf?utm_source=chatgpt.com)

Dönem, 15 Haziran 1985 yılında çıkarılan; yabancı şirketlerin Türkiye’de maden araması, ruhsat alması ve işletmesine izin veren 3213 sayılı MadenKanununun uygulanmaya başlandığı yıllardı.

Bu yıllarda Anadolu’nun üzerine atlamaya kalkan zehircilerden Alman-Avustralya-Fransız kökenli Eurogold Bergama’ya, Kanadalı El Dorado Balıkesir-Havran’a sokulurken, yine bir Kanada şirketi olan TECK Cominco Karadeniz bölgesine göz dikmişti.

2009 yılında adını TECK Resources olarak değiştiren TECK-Cominco, Kanada merkezli büyük bir madencilik şirketiydi.

Bugün Dünyanın önde gelen 20 büyük çokuluslu madencilik şirketlerinden biridir. Merkezi Vancouver’dadır.

Siyanürcü Ahtapotun ele başlarındandır.

Bakır, çinko ve kömür üretiminde dünya devlerinden biri olan TECK Cominco 1990’larda Türkiye’de, çok kârlı olduğunun düşünmüş olsa gerek, altın arama işine girişmişti.

İşlettiği madenlerde yarattığı çevre kirliliği, verdiği zararlar nedeniyle Dünyada açılan birçok davanın sanığı oldu.

(Siyanürcü Ahtapotun kollarından biri: TECK Resources Şili’de)

Bunlardan Kanada’nın batısında bulunan British Columbia eyaletinde Columbia nehri kıyısındakiTrail’de, kurşun-çinko ergitme tesisinden çıkan atıkların uzun yıllar boyunca nehre boşaltılması çevrede çok ciddi sağlık sorunlarına yol açmıştı.

Columbia nehrinin kirlenmesi özellikle ABD’deki Washington eyaletini ve orada yaşayan Colevill yöresi yerli kabilelerini (Kızılderilileri) etkiledi. Nehrin kirletilmiş suları Kanada’dan başlayıp ABD’ye akmıştı. (https://www.epa.gov/columbiariver)

Açılan davada mahkeme Kanada’nın (zehirci TECK şirketi) ABD’ye 250 bin dolar tazminat ödemesine ve yaratılan kirliliği temizlemesine karar vermişti.(https://caselaw.findlaw.com/us-9th-circuit/1318027.html)

Kanada’da Elk vadisindeki kömür madenlerinden yayılan ve bir (kıymetli) ağır metal olan selenyumun yarattığı çevre kirliliği sonucunda Elk ve Kootenay ırmaklarındaki balıklarda üreme sorunları, nehir ekosisteminde bozulma görülmüş, durum yerli toplulukların büyük tepkisinin çekmişti.

Açılan davaların sonucunda 2021 yılında TECK şirketi Kanada tarihinin en büyük çevre kirletme cezalarından birine, 60 milyon Kanada doları ödemeye mahkûm oldu. (https://www.canada.ca/en/environment-climate-change/services/environmental-enforcement/notifications/2021/TECK-coal-limited-sentenced.html)

ABD-Alaska’daki RedDog madeninde ağır metal, kurşun ve çinko tozu kirliliği,  (https://www.epa.gov/npdes-permits/red-dog-mine-permit),Kanada’da Highland Vadisi bakır madeninde atık barajının yarattığı sorunlar (https://www.nrcan.gc.ca/mining-materials/publications/19318) yöre halkı ve çevrecilerin büyük eleştirilerine neden olmuştu

Dünyanın en büyük ve kirleticilerinden TECK Resources şirketinin hisseleri, başında Norman Keevil’in bulunduğu Keevil ailesinin elinde bulunuyordu.

İşte Karadeniz’in yeşilliklerine, akan serin sularına kıyacak FATSA-ALTINTEPE maden cevherini keşfeden ve ilk ele geçiren bu TECK şirketiydi.

(TECK Şirketinin ABD-Kanada sınırında, zehirli atıklarla kirlettiği ve cezalandırıldığı  Columbia nehri) 

Bu dünyaca ünlü siyanürcü ahtapot Artvin-Cerattepe’de de siyanürlü altın madeni işletmek istemiş, bu doğal cennet halkın büyük direnişiyle karşılaşmıştı

https://www.canadianminingjournal.com/news/gold-copper-exploration-news-inmet-buys-potential-orebody-in-turkey/?utm_source=chatgpt.com

Aynı şirket bu yörede Yusufeli’ne de el atmıştı.

Bergama’da halkın ve çevrecilerin yarattığı “Yeni Ekolojik Paradigma” Artvin’de de yaşandı.

Bu deneyimler bağlamında “halk eylemleri, bilim, hukuk, basın, siyaset” etkili oldu, TECK Artvin madenlerini işletemedi.

Hatta Artvinlilerin kent merkezinde yaptığı geniş katılımlı bir bilgilendirme ve dayanışma toplantısına Artvinli yurtsever aydın ve sanatçı Zülfü Livaneli ve Bergama Belediye Başkanı Sefa Taşkın da davetli olarak katılmıştı. 

Karıncalar kardeşlerini unutmuyor!

Daha sonra 2000’lerin başında projeyi Kanadalı görünümlü, Bergama’ya da musallat olmuş, aslında bir Alman sermaye deviMETALLGESELLSCHAFTşirketinin biri uzantısı olan INMET şirketi devraldı. 

O da beceremedi; böylece 2013’de Artvin-Cerattepe de dolaylı olarak, INMET’i satın alan, yine bir Kanadalıolan FİRST QUANTUM MİNERALS şirketinin eline geçti.

Direniş karşısında o da işi yürütemedi.

Ve sonunda “turpun büyüğü” ortaya çıktı.

Artvin Cerattepemaden sahasının işletme hakkı 2013’te yapılan ihale ile, son 20 yılın çok parlayan yıldız şirketi CENGİZ HOLDİNG’e (ETİ BAKIR üzerinden) geçti.

ETİ BAKIR, 1935’de ATATÜRK tarafından kurulmuş ETİBANK’ınözelleştirilmiş bir parçasıydı

Cerattepe’de maden direniş ve mahkeme kararları karşısında şimdi bir açılıyor, bir kapanıyor. 

(https://www.iklimhaber.org/artvinliler-cerattepeyi-talan-edecek-projeye-karsi-ayaklandi/?utm_source=chatgpt.com)

Siyanürcülerin ve yandaşlarının,kirletici madenleri çevrecilerin dikkatinden kaçırmak için Bergama’da icat ettiği usul Artvin’de ve başka yerlerde de uygulanıyor.

Bu madenler ya çalışmıyor ya da çalışıyor gibi yapıyor; ama hiçbirinin durumu net değil. Ama sonunda cevher tükeniyor, bitiyor.

(Cengiz Holding’in eline geçen Artvin-Cerattepe siyanürlü altın madeni: Zehirlenmeyi bekleyen cennet.)

Bu süreçte Karadeniz’in bir diğer köşesinde kazan kaynamaya devam ediyordu.

Bergama’da........

© 12punto