Şiddetli bir Atatürk muhalifinden liberal demokrat yaratmak
YAZIMDA KİMDEN BAHSEDİLMEKTEDİR?
Bu yazımda Hüseyin Avni Ulaş’ın Mustafa Kemal Paşa’ya karşı geliştirdiği muhalif tutum ele alınmıştır. Hüseyin Avni Bey Birinci Meclis’te Erzurum milletvekili idi.
Yazımda İkinci Cumhuriyetçilerin Hüseyin Avni Bey’i hangi siyasi saiklerle sahiplendiklerini de ele alacağım.
Hatırlarsanız bu çevre Kemalizmin demokratik toplum düzeninin önündeki en büyük engel olduğunu ileri sürmüş; geniş bir medya desteği ile şiddetli bir eleştiri cephesi açmıştı. (90’lar)
Bu cephenin müttefikleri, ABD, Avrupa, Türkiye’de kompador burjuvazi ve Atatürk devrimleri karşısında ağır bir yenilgi almış olan eski rejim kalıntılarıydı.
Kendilerini sol-liberal olarak tanımlayan İkinci Cumhuriyetçiler özellikle İslamcılardan destek gördüler. Bu çevrelere göre Türkiye Devleti yanlış kurulmuş bir cumhuriyetti. Çağdaş ilkelerle yeniden kurulmalıydı. Fransız siyasi tarihinden bir resepsiyonla kendilerini İkinci cumhuriyetçiler olarak tanımladılar Kavramı popülerleştiren Mehmet Altan olmuştur.
Grubun öne çıkan temsilcileri Cengiz Çandar, Ahmet Altan, Murat Belge, Hasan Cemal, Etyen Mahçupyan, Mehmet Altan ve Eser Karakaş idi. Listeyi uzatmakelbette mümkün. Gerisini siz tamamlayabilirsiniz.
Prof. Dr. Mehmet Altan, Hüseyin Avni Ulaş’ı Türkiye’nin ilk demokratı olarak nitelendiren yazılar kaleme almış, Erzurumlulara sitem ederek bir Hüseyin Avni Ulaş büstü bile yaptırmıştı.
İlk yazısı Sabah Gazetesinde “Cumhuriyetin İlk Demokratı Hüseyin Avni Ulaş’ı Rahmetle Anıyorum” başlığı ile yayınlanmıştı. (1994)
HÜSEYİN AVNİ BEY’İN MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE ÇATIŞMASININ EPİSTEMOLOJİK KÖKENİ NEYDİ?
Hüseyin Avni Bey’in temel sorunu “zabitsınıfına” karşı olmaktı. Cihet-i askeriyeyi İttihatçılıkla özdeş görüyordu. Bu hissiyatı onunla paylaşan başkaları da vardı. Örneğin Mevlanzade Rıfat. Mütarekede subayları yolsuzlukla suçlamıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın şahsına hakaret etmiş, mahkemelik olmuşlardı. Mevlanzade zaferden sonra vatardaşlıktan çıkarıldı. 150’lik oldu. Türkiye İnkılabının İçyüzü başlıklı kitabın yazarıdır.
Hüseyin Avni Bey, imparatorluğun dağılması sorumluluğunu zabitan sınıfına yüklüyor, Onları sırmalılar olarak tanımlıyordu.
Büyük Atatürk onun gözünde bir sırmalı idi.
Bu ifadenin bugünkü karşılığı ise askeri vesayettir. Bu sözün menşei olarak, Lazistan mebusu Dr. Abidin Bey’in şu sözleri gösterilir: “ kanun hakim olunca, birtakım sırmalı zevat hakimiyetten düşecektir.”
Bu ifade, Erzurum Kongresinden itibaren Mustafa Kemal Paşa için de ima edilmiştir. Gazi’nin kongreye sivil elbise ile katılmaya zorlanması konusunda rivayet muhteliftir.
Malum, Mustafa Kemal müstafi bir general olmasına rağmen birkaç gün daha üniformasını giymeye devam etmiştir. Bu üniforma padişah yaveri sırmaları taşımaktaydı.
Sadede gelmek gerekirse, Hüseyin Avni Bey’in Mustafa Kemal Paşa’dan (daha ilk günlerden itibaren ) hoşlanmadığını söylemek doğru olur.
İKİNCİ CUMHURİYETÇi TEZLERDE HÜSEYİN AVNİ BEY YORUMLARI
Ahmet Demirel arkadaşımız doktora tezini Boğaziçi Üniversitesinde savunmuştu. Yıl: 1993, Yer: Atatürk Enstitüsü. Enstitü’ye Zafer Toprak yeni müdür olarak atanmış, BTS’ye yeni taşınılmıştı. BTS: Albert Long Hall denilen binadır. Enstitü şimdi Manning House binasındadır. Jüri Zafer Toprak, Cemil Oktay, Binnaz Toprak’tan oluşuyorduAhmet’in tezi siyaset bilimi tezidir: yanılmıyorsam tezin erken dönem danışmanı Taha Parla Hoca idi. Refikimizin savunmasını (aleniyet ilkesi gereği) izleyenlerden biri de bendim. Tez başlığı Birinci Mecliste Muhalefet: İkinci Grup idi. Ahmet kardeşimiz jüri tarafından epey eleştirilmişti. Binnaz Hanım’ın “tiyatro gibi olmuş deskriptif bir çalışma” dediğini hatırlıyorum.
Ben Ahmet’in tezini beğenirim. Uzun bir emeğin ürünüdür. İtirazım tezin hipotezinedir.
Müsaadenizle nedenini açıklayayım: 12 Eylül sonrası, Özal iktidarı ile birlikte bir Atatürk dönemi eleştirisi platformu doğmuştu. Bunun menşei Mete Tunçay Hocamızın hepimizin heyecanla okuduğu “Tek parti” kitabıdır.
Mete Hoca’nın Kenan Evren yönetimi tarafından üniversiteden uzaklaştırıldığını da unutmayalım bu arada.
İletişim yayınları ve Birikim Aylık Sosyalist Dergi (Murat Belge, Ömer Laçiner) zaman içinde taaaruzun dozunu arttırdılar. O dönemde bir kısmı ABD’de bir kısmı Boğaziçi ve Sabancı üniversitelerinde yapılan tezlerde standart söylem Kemalizme cepheden taarruzdur. Bu dönemde yapılan tezlerde Atatürk lehine bir cümleye rastlamak epey zordur. İsterseniz hepsine tek tek bakabilirsiniz.
Ahmet Demirel arkadaşımız da uzun bir araştırma döneminden sonra savunduğu tezde bu problematiği benimsemişti. Tezin temel paradigması Birinci Meclis’ten bir liberal demokrasi inşa edilerek çıkılabileceği idi. Bunun için yeterli temsili altyapı ve entelektüel birikim olduğu iddia ediliyordu. Ben o kanıda değilim.
Ahmet Demirel, Hüseyin Avni Bey’e tezinde geniş yer ayırmıştı. Tez daha sonra İletişim Yayınları tarafından kitaplaştırıldı. Geniş ilgi gördü. Demirel, İletişimin yayınladığı “Siyasi Düşünce Tarihi” serisinin Liberalizm cildinde de Hüseyin Avni Bey’i ele alan bir yazı yayınladı. (Cilt 7)
Bu yazıda beni şaşırtan Ahmet Kuyaş Hoca’ya yapılan atıfta Hüseyin Avni Ulaş “liberal demokrat” değildi sözlerinin yer alması idi. Kuyaş, Ulaş’ı bir özgürlük savaşçısı değil “gerici ve ırkçı” olarak tanımlıyor, “siyasi sicilini ağır lekeli” buluyordu.
Emin Çölaşan da “kutsal yola taş koyan bir başağrısı olarak görmekteydi.
Bilindiği gibi Hüseyin Avni Bey İkinci Grubun kurucularından biridir.
Bana göre grubun temel siyasi dürtüsü Mustafa Kemal Paşa’nın önlenemez yükselişinin önünü kesmekti.
Hüseyin Avni Bey’in düsüncelerini en güzel şekilde özetleyen şu sözlerini dikkatinize sunmak isterim: “ irade-i milliye Büyük Millet Meclisinin şahsiyeti maneviyesinde yani ekseriyetin arasında (çoğunluk oyunda) mündemiçtir. İrade-i milliye bunun hilafında olamaz.”
CELALEDDİN ARİF VE HÜSEYİN AVNİ BEYLERİN VİLAYATI ŞARKIYYE ÖZERK YÖNETİMİ GİRİŞİMİ
Önce bir tespit yapmak isterim. Birinci Meclisteki Erzurum milletvekilerinden hiçbiri İkinci Meclise seçilememiştir. Erzurum yeni bir kadro ile mecliste temsil edilmiştir. Bu yeni isimler Mustafa Kemal Paşa’nın gösterdiği adaylardan oluşuyordu.
Bunun nedeni Erzurum Kongresinden Birinci Meclisin seçim kararı almasına kadar vilayetin temsilcileri çoğunlukla Mustafa Kemal Paşa’nın karşısında yer aldılar.
Milli kurtuluş savaşı boyunca Vilayetin Ankara’ya gönderdiği siyasal elit MustafaKemal Paşa’ya itimat etmemiş, o da bu çevreyi tasfiye etmiştir.
Bunun çok tipik bir örneği Erzurumlu hukuk profesörü Celaleddin Arif Bey ve Hüseyin Avni Bey’in bölgede özerk bir yönetim kurma girişimidir. Celaleddin Bey’in ihtisas alanı hukuk-u esasiye ve hukuk-u düvel idi: Anayasa ve devletler hukuku. Celaleddin Arif bu tarihte Meclis İkinci Başkanı ve Adliye vekilidir. Hüseyin Avni Bey ile birlikte incelemelerde bulunmak üzere Meclis’ten 3 ay izin alırlar. Erzurum’a giderler.
Celaleddin Arif, 22 Eylül 1920'de Ankara’ya (Mustafa Kemal Paşa’ya) çektiği telgrafta; Erzurum halkının artık "kendi kendisini idare etmek" (özerklik) istediğini ve yerel bir yönetim kurulmasının tek kurtuluş çaresi olduğunu açıkça belirtmiştir. İki milletvekili, Vilayet idaresinin Ankara'dan bağımsız, geniş yetkilere sahip yerel bir heyete devredilmesi için bölgedeki muhalif memurlar ve Albayrak Gazetesi çevresiyle birlikte hareket etmekteydiler.
Planlarına göre, Celaleddin Arif Bey Vilayat-ı Şarkiye genel valisi, Hüseyin Avni Bey ise Erzurum valisi olacaktır. Bütün bu olanlar Karabekir Paşa’nın Ermenistan harekatı sırasında gerçekleştiğini de belirteyim.
Bu girişim, Ankara Konvansiyonunun hükümranlık alanından bir kısmına ademi merkeziyetçilik görüntüsü altında el koymak anlamına geliyordu. Teşebbüs Karabekir Paşa-Mustafa Kemal Paşa’nın ortak müdahalesiyle bastırıldı.
Atatürk, Büyük Nutuk'ta bu durumu şu sözlerle anlatır: "Halkın kendi eliyle kendini idare etmesi ilkesini ortaya koyan bizdik. Fakat bununla, asla her ilin veya her bölgenin ayrı ayrı birer özerk yönetim kurmasını kastetmemiştik”
İşin kökeninde, Meclisin açıldığı ilk günlerdeki dinamikleri aramak gerekir. Celaleddin Arif, son Mebusan Meclisinin başkanıydı. Ankara’ya geldiğinde TBMM başkanı seçileceğini sanıyordu. Bunun nedeni Ankara’yı bir III. Meşrutiyet Meclisi olarak tahayyül ediyor olmasıydı.
Beklentileri gerçekleşmedi. Müdafaa-yı hukukun önderi TBMM başkanı seçildi. Celaleddin Arif ikinci başkan oldu. Bu sonuçtan hiç hoşnut olmadı. Aralarındaki gerilim Teşkilatı Esasiye Kanunu müzakerelerinde devam etti. Atatürk’in Celaleddin Arif Bey’e “siz hukuku düvel profesörü değil sokak avukatı bile olamazsınız” dediğini hatırlatayım. Sokak avukatından kastı herhalde arzuhalcilik olmalı.
Celaleddin Arif Bey, Ankara'ya dönmesinin ardından, 24 Ocak 1921'de hem Adliye Vekilliği hem de Meclis İkinci Başkanlığı görevlerinden istifa etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Celaleddin Arif Bey'i merkezden uzaklaştırmak için diplomatik bir görevle yurt dışına göndermiştir.
Celaleddin Bey, 26 Aralık 1921’de Cami Bey’in (Baykurt) yerine TBMM Hükûmeti'nin Roma Temsilcisi (fiilen elçi) olarak görevlendirilmiştir.
Celaleddin Arif Bey, Roma nezdinde temsilcilik atamasından önce 14 Mayıs 1921'de "sağlık sorunları ve tedavi" gerekçesiyle Avrupa'ya gönderilmiştir. Buradaki resmi görevi, İtalya ve Fransa ile ilişkileri yumuşatmak idi. Bana göre ise düşünce olarak Ankara Konvansiyonundan kopmuştu. Roma temsilciliği........
