Berlinale neden ödül verir? Ödüllenmek için mi?
Berlin ve Berlinale, “beş taş” mı oynuyor?
Malum, Berlinale 2026’da iki “Türkçeli” yönetmen ödüle layık görüldü. O ödüllerin Türkiye’yi bir “anomali” olarak gören Türkiye kökenli liberal sola, hadi daha açığını söyleyelim, İletişim-Birikim-Radikal ve hatta Taraf ile Medyascope çizgisine verildiğini düşünmek için yeterince nedenimiz var.
Yineleyelim: Berlin’de iki film ve yönetmene ödülleri mümkün kılanlara teşekkürler falan ediliyor, tamam, fakat bu ödüllerin Türkiye kökenli yönetmenlerden çok Birikim-Radikal-Taraf-Medyascope ekolüne layık görüldüğünü eklemek, hakkaniyetli davranmaktır.
Bu ödüllerin ezilenlere bir yararı olmaz. Ya zararı? Henüz bilemiyoruz.
Söylemek istediğimiz başka bir şey var.
Almanya’nın, görünen o ki, Türkiye’deki egemen kültür endüstrisine, özellikle de muhalif rolü oynayanlara özel bir yakınlığı var. Doğrudan dinci eğilimlere değil, ancak o eğilimleri normal ve “partner adayı” gören liberallere bir yakınlık bu. Sonuçta bir iltifata muhatap olmak için, hepsinin Türkiye’yi “anomali” olarak görmesi gerek,
Ne demek mi istiyoruz?
Tarihte falan aramayalım. Tamam, bundan 110 yıl falan önce çöküş sürecindeki Osmanlı’nın payitahtında, özellikle de genelkurmay başkanlığında ipler Berlin’in elindeydi. Misal: Gericinin gericisi “Bronsart Paşa”nın (Friedrich Bronsart von Schellendorf) Ermeni kırımını projelendiren adam olarak o acımasız “çözüm önerisini” imza için Enver Paşaların önüne koyuverdiğini, bunun bir masal olmadığını herhalde biliyoruz.
Fakat geçen yüzyılın başlarındaki o ilişki, askeri-siyasi-ekonomik tuğlalarla örülüyordu. Osmanlı’yı gömen bu bağımlılık, cumhuriyetin kurucu babalarında derin iz bıraktı. Neyse, bunlar geçmiş zaman, bırakalım ve bugüne bakalım: O dönemde esas olarak kültürel bir bağ değil, özellikle siyasi-askeri-ekonomik bir “zorbalama” söz konusuydu.
Bugün durum gerçekten farklı. Nicel bir fark bu: Yeni Türkçemizle bir “zorbalama” yine var, ama daha “medeni” ölçülerle... Yani, mesela kültürle...
Sinema burada önemli. Oraya geliyoruz.
ÖDÜLLER VE GEREKÇELER
Berlinale’de Türkiye’nin çocuğu iki yönetmenin, İlker Çatak ve Emin Alper, filmleriyle aldıkları ödüllerin, ilan edilenlerin dışında bir anlamı olmalı. İki genç adam da işini iyi yapan sanatçılar sınıfından. İyi.
İyi de, bu filmler -anlaşıldığı kadarıyla- son tahlilde Almanya Avrupası’nın sağladığı olanaklarla yapılmış filmler. Öyle anlaşılıyor. Finans kaynakları açıklanırsa, bir döküm verilirse görürüz. Sorun orada değil. Sorun, bu kaynaklarla üretilen yapıtların içinden çıktıkları sistem açısından “yıkıcı bir değere” sahip olup olmayacağı... Burada o filmleri mümkün kılan finans merkezlerinin nasırına basılabileceğini veya bu finans sisteminin kamucu bir basınçla tasfiye edilmesi için çağrıda bulunmanın falan mümkün olabileceğini düşünen var........
