menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz’den Karadeniz’e, Tuna’dan Ren’e yeni gıda krizi

65 0
17.08.2026

Temel sorun artık yalnızca dünyanın yeterli gıda üretmesi değil, gıda, gübre ve enerjinin ihtiyaç duyulan bölgelere ulaştırılabilmesidir.

Dünya gıda güvenliği 2026 Ağustos’unda yeni ve son derece kırılgan bir döneme girdi. Bugün geçmiş dönemlerde olduğu gibi gıda güvenliği için tarımsal üretim, yağış miktarı, ekilebilir arazi, nüfus artışı ve tahıl stokları önemini kaybetmiş değil ancak artık tek başlarına yeterli değiller. Farklı kategorilere de bakmak gerekiyor. Zira modern tarım gübreye, gübre enerjiye, üretim ulaştırmaya, ihracat limanlara, limanlar deniz yollarına, alternatif ulaştırma koridorları ise demiryollarına ve nehirlerdeki su debisine bağımlı. 2026 yazında Hürmüz Boğazı’ndan Karadeniz’e, Panama Kanalından Tuna ve Ren’e kadar uzanan geniş coğrafyada yaşanan gelişmeler, birbirinden bağımsız görünen bu unsurların aslında aynı küresel güvenlik zincirinin halkaları olduğunu gösteriyor. Savaş, aşırı sıcaklar, kuraklık, düşük nehir seviyeleri, enerji maliyetleri, gübre tedarikindeki kırılganlık ve yaklaşan El Nino etkileri aynı dönemde üst üste geliyor. Dolayısıyla karşı karşıya olduğumuz mesele artık yalnızca gıda fiyatlarının yükselmesi değil, küresel gıda sisteminin farklı noktalarında aynı anda ortaya çıkabilecek kesintilerin birbirini büyütmesi tehlikesidir.

AVRUPA’NIN CAN DAMARLARI KURUYOR

2026 yazında Avrupa’yı etkisi altına alan aşırı sıcaklar ve kuraklık, kıtanın en önemli iç su yollarında ciddi bir hidrolojik stres yarattı. Bunun en çarpıcı örneği Ren Nehri’nde yaşandı. Almanya’nın Wiesbaden şehir batısındaki kritik Kaub ölçüm istasyonunda su seviyesi 3 Ağustos’ta 24 santimetreye kadar gerileyerek ölçümlerin başladığı 1880’den bu yana görülen en düşük seviyeye indi. Buradaki 24 santimetrenin nehrin gerçek fiziksel derinliğini değil, seyrüsefer için kullanılan referans su seviyesini ifade ettiğini belirtmek gerekir. Ancak ekonomik sonuç değişmiyor. Su seviyesi düştükçe gemilerin kullanılabilir draftı (çektiği su) azalıyor, mavnalar tam yük alamıyor, aynı miktardaki yükün taşınması için daha fazla sefer gerekiyor ve navlun maliyetleri yükseliyor. Ren sıradan bir Avrupa nehri değildir. Rotterdam ve Anvers gibi dev limanları Almanya’nın sanayi merkezlerine, İsviçre’ye ve Orta Avrupa’ya bağlayan kıtanın temel ekonomik iç su yolu arterlerinden biridir. Ren’deki suyun çekilmesi bu nedenle yalnız nehir taşımacılığını değil, Avrupa sanayisinin enerji, kimya, kömür, petrol ürünleri ve hammadde lojistiğini de doğrudan etkiliyor.

Ren’de yaşanan hidrolojik baskının benzeri Tuna nehri üzerinde çok daha jeopolitik bir sonuç yaratıyor. Çünkü Tuna, Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında artık yalnızca Avrupa’nın büyük bir iç suyolu değildir. Aynı zamanda Ukrayna tahılının Karadeniz’e ve oradan dünya pazarlarına ulaştırılmasında kullanılan stratejik alternatif koridordur. Rus saldırıları Odesa ve çevresindeki limanları, terminalleri ve lojistik altyapıyı baskı altına aldıkça Ukrayna tahılının önemli bir bölümü Reni ve İzmail üzerinden Tuna’ya yönlendirildi. Tahıl buradan mavnalarla aşağı Tuna’ya taşınarak Romanya’nın Köstence Limanı üzerinden dünya pazarlarına çıkarıldı. Köstence böylece savaş sonrasında Ukrayna için fiilen ikinci bir Karadeniz kapısına dönüştü.

Ancak bu alternatif sistemin çalışabilmesi için Tuna’da yeterli su bulunması gerekiyor. 2026 yazındaki aşırı sıcaklıklar ve düşük yağış nehir seviyesini düşürdükçe mavnaların kullanabileceği draft azalıyor, taşınabilecek tahıl miktarı düşüyor, sefer sayısı ve navlun maliyetleri yükseliyor. Böylece Karadeniz’deki savaş riski ile Avrupa’daki iklim riski aynı lojistik sistem üzerinde birleşiyor. Rusya’nın Karadeniz’de yarattığı baskı Ukrayna’yı Tuna’ya iterken, kuraklık Tuna’nın taşıma kapasitesini azaltıyor. Bu durum klasik anlamda bir çifte darboğaz yaratıyor. Karadeniz güvenli değilse Tuna’ya yöneliş başlıyor ancak Tuna’da yeterli su yoksa geriye demiryolu ve karayolu kalıyor.

Rezervuar seviyelerindeki gerileme de Avrupa’nın batısından doğusuna kadar uzanan hidrolojik baskının geçici ve yerel bir olay olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla bugün yaşanan mesele yalnız Ren’in veya Tuna nehri suyunun azalması değildir. Avrupa’nın ulaştırma, tarım, sanayi ve enerji altyapısını besleyen su sisteminin geniş bir coğrafyada aynı anda baskı altına girmesidir.

SU AZALINCA ENERJİ DE DARALIYOR

Kuraklığın stratejik etkisi yalnız gemilerin daha az yük taşımasıyla sınırlı değildir. Avrupa’daki termik ve nükleer santraller elektrik üretim süreçlerinde büyük miktarda soğutma suyuna ihtiyaç duyuyor. Nehirlerde hem su miktarı azalıyor hem de su sıcaklığı yükseliyorsa santraller iki yönlü baskıyla karşılaşıyor. Bir taraftan yeterli soğutma suyuna ulaşmak zorlaşıyor, diğer taraftan santralden nehre geri verilen suyun çevresel sıcaklık sınırlarını aşması üretimin azaltılmasını gerektirebiliyor.

30 Temmuz 2026’da Macaristan Başbakanı Péter Magyar, Tuna’nın tarihî düşük seviyelere gerilemesi nedeniyle ülke elektriğinin yaklaşık yarısını sağlayan Paks Nükleer Santrali’nin tamamen kapatılmak zorunda kalabileceğini açıklamıştı. Santralde bazı üniteler devreden çıkarılırken diğerlerinde üretim ciddi ölçüde azaltıldı. Benzer ve daha ağır bir tablo Romanya’da ortaya çıktı. Tuna suyunu soğutma amacıyla kullanan Cernavoda Nükleer Santrali’nin 1 numaralı reaktörü 28 Temmuz’da, ikinci reaktör de 13 Ağustos’ta kontrollü biçimde kapatıldı ve Romanya’nın tek nükleer santrali tamamen devre dışı kaldı. Böylece Tuna’daki kuraklık aynı anda nehir taşımacılığını, sanayi lojistiğini ve elektrik üretimini vurabilecek stratejik bir krize dönüştü. Böylece aynı iklim olayı hem taşımacılık kapasitesini hem enerji üretimini etkiliyor. Bunun gıda güvenliği açısından önemi büyüktür. Modern tarım enerji yoğun bir faaliyettir. Gübre üretiminden sulamaya, traktörden depolamaya, soğuk zincirden liman işletmesine kadar gıda sisteminin hemen her aşamasında enerji kullanılır. Dolayısıyla kuraklık yalnız tarladaki ürünü azaltmıyor, ürünün üretilmesi, depolanması ve taşınmasının maliyetini de artırıyor.

KARADENİZ’DE TAHIL SAVAŞI DERİNLEŞİYOR

Savaş ve kuraklık darboğazının önemi, ağustos ayında Karadeniz’in iki yakasında aynı anda yaşanan gelişmelerle daha da arttı. Ukrayna sadece temmuz ayında Azak Denizi, Kerç Boğazı ve Don nehri havzasında hareket eden 116 Rus gemisine saldırdı. Novorossisk’te Rus tahıl ihracatının iki önemli terminali vurularak faaliyetlerini durdurdu. Demetra Holding’e ait Novorossisk Tahıl Terminali yaklaşık 8,5 milyon ton, NKHP terminali ise 7,1 milyon ton yıllık kapasiteye sahipti. Böylece toplam 15,6 milyon ton/yıllık teorik tahıl ihracat kapasitesi geçici olarak devre dışı kaldı. Rusya saldırının ardından tahıl akışını alternatif liman ve güzergâhlara yönlendirmeye başladı. Ancak Azak-Don hattındaki lojistik sıkışıklık da artık geçici değil, yapısal bir sorun niteliğinde. Moskova’nın Azak limanlarından çıkan tahıl ve diğer yükleri demiryoluyla başka Karadeniz, Baltık ve Uzak Doğu limanlarına aktarmak amacıyla yaklaşık 10 milyar rublelik bir destek paketi hazırlaması, deniz ulaştırmasındaki baskının kara altyapısına nasıl yayıldığını gösteriyor.

Ukrayna tarafında tablo farklı değil. Rus saldırılarının etkisiyle Ağustos’un ilk iki haftasında Ukrayna tahıl sevkiyatının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 76 düştüğü açıklandı. Bunun üzerine Ukrayna ve Moldova, tahılın demiryoluyla Moldova üzerinden Romanya’ya ve Köstence Limanı’na........

© 12punto