menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ekonomik çöküşten, deniz gücünün çöküşüne: (İngiliz) Kraliyet Donanması

131 0
27.03.2026

Bugün İrlandalı gazeteci Chay Bowes, Kraliyet Donanmasının Amiral sayısının muharip gemi sayısını çoktan aştığını söylüyor.

İran, İsrail & ABD savaşı devam ederken Reuters ve Batı medyasına göre İngiltere, Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilere refakat etme ve çok uluslu bir deniz güvenliği girişimine öncülük etme seçeneğini gündeme aldı. Yani sahaya inme niyeti artık açıkça konuşuluyor. Ancak Kraliyet Donanmasının nitel ve nicel durumu son derece menfi hatta alarm verici bir tablo sunuyor. Bugün Kraliyet Donanması tarihinin en zayıf dönemlerinden birini yaşıyor. Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilere refakat etme ve çok uluslu bir deniz güvenliği girişimine öncülük etme niyeti İngiltere açısından ilk bakışta küresel sorumluluk refleksi gibi sunulsa da sahadaki yetenek ile karşılaştırıldığında ciddi bir gerçeklik sorunu barındırmaktadır

Küçülen Kraliyet Donanması

Bugün Kraliyet Donanması toplamda 63 gemiden oluşmaktadır ancak bu toplamın yalnızca 25’i gerçek muharip platformdur geri kalan 41 gemi yardımcı ve destek unsurlarından ibarettir. Bu 25 muharip unsurun içinde yaklaşık 10 nükleer denizaltı, 2 uçak gemisi, 6 muhrip ve 7 fırkateyn yer almaktadır. Ancak bu sayılar dahi yanıltıcıdır çünkü bu sayılar harbe hazır gemi anlamına gelmez. İngiltere’de bakım modernizasyon arıza ve personel eksikliği gibi nedenlerle bu platformların önemli bir kısmı aynı anda görev yapamamaktadır. Bu nedenle kâğıt üzerinde 25 olan muharip güç fiiliyatta çok daha düşük bir seviyeye inmektedir. Bugün 6 muhripten sadece 2’si aktif görevdedir. 7 firkateynden yaklaşık 5’i aktiftir. 2 uçak gemisinden yalnızca biri (HMS Prince of Wales) göreve hazır hale getirilmektedir. Diğeri uzun süreli bakımdadır. (HMS Queen Elizabeth). 6 Astute sınıfı nükleer saldırı denizaltısından sadece biri fiilen harbe hazırdır. 4 Vanguard sınıfı nükleer balistik füze denizaltısından en az biri sürekli bakımda kalmaktadır. Bu tablo kağıt üzerindeki güç ile sahadaki güç arasındaki farkın ne kadar büyüdüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Ancak bu fark yalnızca teknik bir konu değildir. Doğrudan stratejik bir zafiyettir, çünkü kriz anlarında belirleyici olan toplam sayılar değil, anında kullanılabilir kuvvettir. Halbuki 1998 yılında benim de 100 gün boyunca Portsmouth, Plymouth ve Faslane bölgelerinde komutanı olduğum TCG Gaziantep firkateyni ile katıldığım tatbikat ve eğitimler döneminde Kraliyet Donanması 17 nükleer denizaltıya, 3 uçak gemisine, 15 muhrip ve 22 firkateyne yani 57 muharip unsura sahipti. Bu boyut zaten bir ada devleti ve aynı zamanda 15 denizaşırı egemen deniz üssüne/topraklara sahip İngiltere için asgari bir sayı idi. Bugün İrlandalı gazeteci Chay Bowes, Kraliyet Donanmasının Amiral sayısının muharip gemi sayısını çoktan aştığın söylüyor. Diğer yandan uçak gemileri bu çelişkinin en çarpıcı örneğidir İngiltere’nin elinde iki büyük ve modern uçak gemisi bulunmaktadır. Ancak bugün için yani Hürmüz’e göreve çağrıldıkları konjonktürde bunlardan sadece biri aktif durumdadır ve onu koruyacak yeterli muhrip ve fırkateyn de yoktur. Bu durumda uçak gemisi güç intikali aracı olmaktan çıkıp, potansiyel bir hedef haline gelir ki bu durum da donanmanın en pahalı platformunun stratejik risk üretmesine yol açar.

İngiltere’nin sadece geçmiş tarihsel mirasına sahip çıkarak Hürmüz görevine öncülük etmesi rasyonel bir karar değildir. Hürmüz gibi dar ve yüksek tehdit yoğunluğuna sahip bir coğrafyada görev yapmak yalnızca gemi sayısıyla açıklanabilecek bir askeri çözüm değildir. Bu tür bölgelerde başta akaryakıt olmak üzere sürekli lojistik destek, yüksek mühimmat stoku ve en önemlisi güçlü, kayıtsız şartsız tam hava üstünlüğü gerekir. İngiltere’nin bugünkü şartlar altında ABD’ye güvenerek bölgeye girmesi ise intihar ile eş değerdir. Örneğin Trump, kendi ifadesiyle USS Abraham Lincoln uçak gemisine karşı İran’ın 101 füze kullandığını ve bu saldırıların başarıyla atlatıldığını söylüyor ama sahaya baktığımızda USS Lincoln’ün saldırılar sonrasında 500 mil geri çekilmek zorunda kaldığını görüyoruz. İran’ın elinde bulunan balistik ve seyir füzeleri sürü SİHA’lar mayınlar mini denizaltılar ve süratli hücum unsurları bu ortamı klasik deniz harbinden çıkarıp çok katmanlı bir tehdit sahasına dönüştürmektedir. Bu ortamda refakat görevi teoride uluslararası ticareti koruma gibi görünse de pratikte doğrudan angajman anlamına gelir. ABD’nin dahi bu ortamda uçak gemisini boğazdan 500 mil geri çekerek mesafe koyduğu bir tabloda İngiltere’nin öne çıkması stratejik gerçeklikten çok politik refleks olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle Hürmüz’e girme iddiası........

© 12punto