Çin artık masanın kenarında değil!
İçerideki gündemin yoğunluğuyla çoğu zaman dışarıda olup biteni hakkıyla ele alamıyoruz.
Trump'ın Çin ziyaretini biraz gecikmeli de olsa değerlendirmeye çalışalım yoksa yaptığımız işi eksik bırakmış oluruz.
Lafı uzatmadan, Pekin'deki temasların klasik diplomatik protokolün ötesinde bir anlamı ve önemi var
Daha açık konuşursak; bu ziyaret,dünyanın artık tek merkezden yönetilmediğinin, Washington’ın başını çektiği “ben söylerim, dünya hizaya gelir” döneminin fiilen kapandığının ilanı oldu.
Ancak, asıl mesele Trump’ın orada ne dediğinde değil, neyi kabul etmek zorunda kaldığında.
Amerika, Çin'in artık yalnızca ucuz iş gücü ile öne çıkan bir memleket olmadığını, teknoloji üreten, finans yöneten, diplomatik alan açan ve alternatif küresel ağlar kuran merkez haline geldiğini anladı.
Yıllarca Pekin'e parmak salladıktan sonra, “Çinlilere diz çöktürmeyi başaramadık” demiş midir?
Aslında bu ziyaretin en çarpıcı tarafı, Trump’ın hal ve tavırlarındaki ton değişimiydi.
Daha birkaç yıl önce ticaret savaşlarıyla, gümrük tarifeleriyle ve “Amerika’yı yeniden büyük yapacağız” sloganıyla ortalığı birbirine katarken bugün Çin’le kontrollü bir uzlaşma zemini arıyor.
Yurdum insanının tabiriyle tükürdüğünü yalamasa bile tükürüğünün önünde iyice bir yutkundu.
Trump’ın Pekin’deki görüntüsü bu yüzden tarihi bir sembol olarak ak sakallı tarih babanın kaydına geçti.
Çin, Amerika'nın bundan sonra birlikte yaşamak zorunda kalacağı eşit ölçekli bir güç olarak dünya sahnesinde boy gösterecek.
Özetlersek, İran krizinden enerji hatlarına, Rusya ilişkilerinden yapay zekâ rekabetine kadar pek çok dosyada Çinliler, masanın kenarında değil, tam ortasında oturuyor.
Bugün karşımızda Soğuk Savaş’ın iki kutuplu dünyası yok, 1990’ların Amerikan tek kutupluluğu da.
Daha karmaşık, daha kaygan, daha pragmatik bir dönemin kapıları açıldı.
Devletler ideolojik........
