Zaman kapsülüne binip taa 85 yaşımdaki ‘Ben’e gittim
Bu sabah uyandığımda zihnim beni tuhaf ama büyüleyici bir yolculuğa çıkardı.
Bir zaman kapsülüne bindim.
Ne çocukluğuma döndüm…
Ne de başka bir gezegene gittim.
Doğruca seksen beş yaşımdaki kendimi ziyaret ettim.
Geçmişi her zaman sevdim. Çünkü beni ben yapan dersler oradaydı. Ama geleceği her zaman daha çok merak ettim. Çünkü geçmiş tamamlanmış bir kitaptır; gelecek ise henüz yazılmayı bekleyen boş sayfalardan oluşur.
Kapı açıldı.
Karşımda bendim.
Saçlarım bembeyaz olmuştu.
Yüzümde yılların bıraktığı ince çizgiler vardı. Ama zaman beni yormamıştı; sadece daha dingin, daha bilge ve daha olgun biri hâline getirmişti.
Gözlerimde ise hiçbir şey değişmemişti.
Aynı merak…
Aynı öğrenme arzusu…
Aynı yaşama sevinci…
İlk sorum çok basitti.
“İstediğin hayatı yaşayabildin mi?”
Gülümsedi.
“Mükemmel bir hayat yaşamadım,” dedi.
“Zaten öyle bir hayat yok.”
“Ama anlamlı bir hayat yaşadım.”
“Ve sonunda fark ettim ki insanı mutlu eden de kusursuzluk değil, anlamdır.”
Sonra konuşmaya başladı.
Ben sadece dinledim.
Her cümlesi, geleceğin bugüne gönderdiği bir mektup gibiydi.
Hayatı Ertelemek En Büyük Yanılgıdır
İlk sözü beni derinden sarstı.
“Hayatını erteleme.”
Gençken hep geleceğe yatırım yapıyoruz.
Bir terfi daha…
Bir ev daha…
Bir şirket daha…
Bir yatırım daha…
Biraz daha para…
Sonra yaşayacağımızı sanıyoruz.
Oysa hayat, biz gelecek planları yaparken sessizce akıp gidiyor.
Bir sabah uyanıyorsun.
Takvim sana usulca şunu fısıldıyor:
“Bugün, kalan hayatının ilk günü.”
İşte o an anlıyorsun ki yıllarca yaşamaya hazırlanmışsın ama yaşamayı ihmal etmişsin.
Hayat emeklilikten sonra başlayacak bir proje değildir.
Mutluluk da banka hesabındaki rakam belli bir seviyeye ulaştığında açılan sihirli bir kapı değildir.
Bugün yaşayamadığın hayatı yarın yaşayacağının hiçbir garantisi yoktur.
Gerçek Servet Bankada Değil, İçindedir
Sonra bana döndü.
“Hayatındaki en başarılı yatırım neydi?” diye sordu.
Eskiden olsa hiç düşünmeden cevap verirdim.
Şirketlerim…
Yatırımlarım…
Evlerim…
Başarılarım…
Başını hafifçe salladı.
“Hayır.”
“En büyük servetin sağlığındı.”
Çünkü sağlık kaybolunca servetin tadı kalmıyor.
Başarı anlamını yitiriyor.
Hayaller ağırlaşıyor.
İkinci büyük servet zamandı.
Para yeniden kazanılabilir.
Kaybedilen zaman ise asla.
Üçüncü servet ise insanmış.
Gerçek zenginlik seni gerçekten seven insanlardır.
Kapını çalan dostlardır.
Hiçbir çıkar beklemeden seni dinleyenlerdir.
Başarı günlerinde alkışlayanlar değil…
En zor günlerinde sessizce yanında duranlardır.
Hayatın sonunda banka hesabın değil…
İnsan hesabın önem kazanıyor.
Yaşlılığını Kimsenin Omuzlarına Yükleme
Sonra sesi biraz ciddileşti.
“Büyük bir hata yapma.”
“Nedir?” diye sordum.
“Yaşlılığını başkalarının iyi niyetine emanet etme.”
Özellikle de çocuklarına…
Onları çok sev.
Onlar için elinden gelen her şeyi yap.
........