menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Göçün Yeni Jeopolitiği

21 0
03.08.2026

Yirminci yüzyılın jeopolitiğini petrol şekillendirdi. Yirmi birinci yüzyılın jeopolitiğini ise büyük ölçüde insanlar şekillendirecek.

Bundan otuz yıl önce uluslararası güvenlik denildiğinde akla askerî güç, nükleer caydırıcılık, enerji arzı ve stratejik boğazlar gelirdi. Bugün bunların önemini koruduğu kuşkusuz. Ancak küresel güç mücadelesine yeni ve son derece karmaşık bir unsur eklendi: insan hareketliliği.

Göç artık yalnızca savaşlardan kaçan insanların trajedisini anlatan insani bir mesele değildir. Aynı zamanda ekonomik rekabetin, demografik dönüşümün, organize suçun, iklim değişikliğinin, teknoloji yarışının ve devletler arasındaki jeopolitik mücadelenin kesiştiği en kritik alanlardan biridir.

Bugün sınırlar yalnızca pasaport kontrol noktaları değildir; ekonomik dayanıklılığın, toplumsal uyumun ve devlet kapasitesinin sınandığı yerlerdir.

Birleşmiş Milletler verilerine göre bugün doğduğu ülkenin dışında yaşayan uluslararası göçmenlerin sayısı 300 milyonu aşmış bulunuyor. Bu sayı, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde dördüne karşılık geliyor. Buna savaşlar, iç çatışmalar ve zulüm nedeniyle yerinden edilen yaklaşık 120 milyon insanı eklediğimizde, modern tarihin en büyük nüfus hareketiyle karşı karşıya olduğumuz görülüyor.

Dünya Sağlık Örgütü ise daha da çarpıcı bir tablo çiziyor. Kendi ülkeleri içinde yer değiştirenler de hesaba katıldığında, bugün hareket hâlindeki insan sayısının bir milyarı aştığı tahmin ediliyor.

Bu rakamlar yalnızca istatistik değildir.

Bunlar, küresel siyasetin yeni gerçekliğidir.

Göç Artık Bir Güç Unsuru

Uluslararası ilişkiler literatürü uzun yıllar boyunca sert güç ile yumuşak güç arasında bir ayrım yaptı.

Sert güç, askerî kapasiteyi ve ekonomik yaptırımları temsil ediyordu.

Yumuşak güç ise kültürü, diplomasiyi, teknolojiyi ve fikirleri.

Bugün ise bunların arasına üçüncü bir unsur ekleniyor:

İnsan hareketlerini yönetebilme kapasitesi.

Göçü tamamen durdurabilen hiçbir ülke yok.

Ancak göçü iyi yöneten ülkeler ile yönetemeyenler arasındaki fark giderek büyüyor.

Çünkü göç artık yalnızca sınır güvenliği meselesi değildir.

İşgücü piyasalarını etkiliyor.

Konut fiyatlarını değiştiriyor.

Şehir planlamasını yeniden şekillendiriyor.

Kamu maliyesi üzerinde baskı oluşturuyor.

Siyasi tercihleri değiştiriyor.

Hatta seçim sonuçlarını bile etkileyebiliyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Meksika sınırı etrafındaki tartışmalar…

Avrupa’da düzensiz göç üzerinden yükselen popülist hareketler…

İngiltere’de Brexit referandumunun arka planındaki toplumsal kaygılar…

Fransa, Almanya, Hollanda ve İtalya’da göçün siyasal gündemin merkezine yerleşmesi…

Bütün bunlar bize aynı gerçeği söylüyor:

Göç artık sosyal politikanın tali bir konusu değil; devletlerin rekabet gücünü ve siyasi istikrarını belirleyen temel değişkenlerden biridir.

Yeni Jeopolitik: İnsan Hareketlerinin Yönetimi

Göçü yalnızca insanların daha iyi bir yaşam arayışıyla açıklamak da artık yeterli değil.

Elbette savaşlar, yoksulluk, baskıcı rejimler ve ekonomik eşitsizlikler milyonlarca insanı yer değiştirmeye zorluyor.

Ancak bunlara yeni dinamikler eklendi.

İklim değişikliği…

Kuraklık…

Su kıtlığı…

Nüfus patlaması…

Başarısız devletler…

Organize suç ağları…

Ve dijital iletişim.

Bugün Afrika’nın en ücra köyündeki bir genç, Avrupa’daki yaşam standartlarını akıllı telefonundan gerçek zamanlı olarak görebiliyor.

İnsan kaçakçıları sosyal medya üzerinden reklam yapabiliyor.

Kripto paralarla ödeme alınabiliyor.

Sahte belgeler birkaç gün içinde hazırlanabiliyor.

Yani göç artık yalnızca fiziksel bir hareket değildir.

Dijital çağın hızlandırdığı küresel bir ağın parçasıdır.

İşte tam da bu nedenle, göçü yalnızca tel örgüler, duvarlar veya devriye botlarıyla yönetebileceğini düşünen ülkeler, aslında yirmi birinci........

© 10 Haber