Laboratuvarda Tekno Tecavüz
Dün 10Haber’de çıkan bir haber çok konuşuldu: “İkimiz de beyazız, bu siyah çocuk kimden?”
Cümle kötü. Haber daha kötü. Ama mesele sandığımızdan çok daha derin. Çünkü bu başlık bir magazin refleksi değil; modern çağın cinsellik, beden ve aidiyet krizinin kristal berraklığında bir özeti.
Türkiye’de yılda yaklaşık 80 ila 100 bin tüp bebek tedavisi yapılıyor. Yani bu haber “bize olmaz” denilecek kadar uzak değil. Bu sadece bir “yanlış embriyo” hikâyesi değil. Bu, teknolojinin yatak odasına girip yatağı laboratuvar masasına çevirdiği bir çağın hikâyesi.
Bir çift düşünün. Tüp bebek tedavisi. Doğum. Ve ardından gelen şok: Bebek genetik olarak onlara ait değil. Testler net. DNA yok. Ve hayır, bu ilk vaka değil. Amerika’da Daphna ve Alexander Cardinale çifti, bebeklerinin ten renginden şüphelenip DNA testi yaptırınca gerçeği öğrendi.
Daha sarsıcı olanı ise şuydu: Kendi biyolojik kızları, yalnızca 10 dakika uzaklıktaki başka bir aile tarafından büyütülüyordu. İki aile bir araya gelip bebekleri adeta “takas etmek” zorunda kaldı. Ama insan kalbi robot değil; şimdi iki aile de iki kızlarını birlikte büyütmeye çalışıyor.
Türkiye’de de benzer bir olay yaşandı. Bir tüp bebek merkezinde embriyolar karıştı. Bir anne, genetik olarak kendisine ait olmayan bir bebeği dünyaya getirdi. Gerçek aile DNA testleriyle bulundu. Haber bitti. Travma kaldı.
Çünkü biz cinselliği hâlâ dar bir alana........
