Bitmeyen mesai: Güç sanılan yorgunluk
Bir süredir düşünüyorum… Bir kadının enerjisi, sanki hiç bitmeyecek bir batarya gibi. Evde çay demlenmeden, çocuk uyanmadan, kimse işe gitmede sabah en erken o uyanır.Henüz şehir sessizken, gün aymadan, telefonlar başlamadan bir evin sabahını başlatan, çoğu zaman kadındır.
Çocukların kahvaltısı, eşinin gömleği, eksilen süt, hazırlanmayan ödev… Hepsi onun zihninde çoktan sıralanmıştır bile.
Henüz kendi yüzünü bile yıkamadan, evin ihtiyaçlarını tek tek hesap eder. Gün içinde mesaiye koşar, kalabalıklar arasında sıkışır, mail cevaplar, toplantıya girer, koşturur. İş yerinde her şey yolunda mı diye kontrol ederken, akşam ne pişeceğini de düşünmeye başlamıştır çoktan.
Ve akşam olur. Yorgun argın eve döner. Ama evde mesai yeniden başlar:
Ocağın altını açan yine odur. Okul çantasını kontrol eden, “yarın ne giyeceksin?” diye soran, bulaşık makinesini çalıştıran…
Yine o. Çamaşır makinesine gitmesi gereken kirli çamaşırı hatırlar, Ertesi günkü okul kıyafetini, yapılmamış ödevi, alışveriş listesini, işteki sunumu… Ve zihninde hepsini bir ajanda gibi taşır. Kimse görmez.........
