menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tom Barrack, Büyük Birleştirici (!)

31 0
05.06.2026

Bu zamanlarda Türkleri, Kürtleri ve Arapları nadir görülen bir anlaşmaya getiren şey ne olabilir ki?

Müzakerecilerin, zirvelerin ve bölgesel diplomasinin tüm mekanizmasının başaramadığı bir tür başarı vardır ve Tom Barrack bunu hiç çaba göstermeden başardı. Bölge halkları çok az konuda hemfikirdir ve yüzyılın büyük bir bölümünü şiddetli bir şekilde anlaşmazlık içinde geçirmişlerdir. Şimdi ortak bir noktaları var: Ona tahammül edemiyorlar.

Ah, ne büyük bir nefret! Vaktiniz varsa, gönderilerinin altına yığılmış cevapları inceleyin ve her türlü nefreti bulacaksınız.

Vallahi maşallah Barrack’a. Gayrimenkul sektöründe geçirdiği on yılların ardından, kısa sürebilecek diplomatik görevini, birçok diplomatın ömür boyu başaramayacağı türden bir başarıya dönüştürdü.

Lübnan asıllı Amerikalı emlak milyarderi, Donald Trump’ın dostu ve bağış toplayıcısı ve geçen yıldan beri ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve başkanın Suriye Özel Temsilcisi olan Barrack’ın görevi 1 Haziran’da tekrar genişletildi. Trump, alışılmış kişisel iltimas üslubuyla yazdığı bir Truth Social gönderisinde, onu Suriye’nin yanı sıra Irak Özel Başkanlık Temsilcisi olarak da atadı ve Ankara’da kalmasını, ayrıca Dışişleri Bakanlığı’nın tam desteğini de sağladı. Bu atama, pratikte zaten görülebilen bir şeyi resmileştirdi. Barrack artık Washington’ın Ortadoğu’nun kuzey kesimindeki arabulucusu konumunda; burada Türkiye, Suriye ve Irak giderek tek bir bağlantılı alan olarak ele alınıyor ve tek bir masadan yönetiliyor.

Yeni rolünü işaret eden bir gönderide, doktrini kendi sözleriyle şöyle açıkladı:

“Levant ve Anadolu’yu uzun zamandır inceleyenlerin geleneğinde olduğu gibi, Irak, Suriye ve Türkiye, Ortadoğu’da kalıcı istikrarın dayanak noktası olmaya devam ediyor. Bu üç ulusu dengelemek, kabile, din veya mezhep farklılıklarını aşan, tek ve tutarlı bir Amerikan temas noktası ve nüfuz gücü gerektirir… farklı ipliklerini tutarlı bir düzen ve karşılıklı çıkar dokusuna dönüştürmek.”

Bu, tüm tartışmanın omurgasıdır. Barrack ile muhatap olan her grup bunun bir versiyonunu duydu ve her biri geri çekildi.

Barrack Doktrini

Bu yazı, uzun bir dizinin sadece sonuncusu ve neden bu kadar etkili olduğunu anlamak için, Barrack’ın rahatken bölge hakkında nasıl konuştuğunu bilmek faydalı olur. 

Geçen Eylül ayında gazetecilere, “Orta Doğu diye bir şey yok. Kabileler ve köyler var,” demişti ve modern devletlerin 1916’dan sonra İngiltere ve Fransa tarafından çizilen sınırlar olduğunu açıklamıştı. 

Sık sık, iki gücün Osmanlı topraklarını etki alanlarına ve mandalara böldüğü gizli 1916 anlaşması olan Sykes-Picot’a ve sosyolog Karen Barkey’in imparatorluğun çeşitlilik yönetimi sistemi olarak adlandırdığı, dini toplulukların sınırlı özerklikle kendi işlerini yürüttüğü Osmanlı millet sistemini hatırlatıyor.

Belki de bu nostaljinin özel nedenleri vardır, bilmiyorum. Ailesi, yeni sınırlar Lübnan yapmadan önce Osmanlı Suriyesi olan Zahlé’den geliyordu. Dünya görüşü tutarlı ve eski. Bölge halklarını egemen devletlerin vatandaşları olarak değil, yukarıdan dengelenmesi gereken topluluklar olarak ele alıyor ve Amerikan elçisini dengeleyici el olarak görüyor. Onunla görüşen her grup bu noktayı yakaladı ve her biri farklı bir tarihsel yarayı duydu.

Kürtler terk edilmişlik duydu. On yıl boyunca Suriye Demokratik Güçleri (SDF) çatısı altında örgütlenen Suriyeli Kürtler, Washington’ın IŞİD’e karşı en etkili ortağıydı ve bu uğurda binlerce insanı toprağa verdiler. 20 Ocak’ta Barrack, X kanalında grubun ana IŞİD karşıtı güç olma amacının büyük ölçüde sona erdiğini ve Şam’ın artık kuzeydoğudaki güvenliği devralmaya hem istekli hem de muktedir olduğunu duyurdu. Şam’ın, bir zamanlar Amerikan arananlar listesinde yer alan eski bir cihatçı komutan olan Ahmed el-Şara tarafından yönetildiğini, Beşar Esad’ın düşüşünden sonra göreve getirildiğini ve Türkiye tarafından desteklendiğini belirtti. Barrack, SDF’yi el-Şara’nın yeni ordusuna katılmaya zorladı ve Suriye masasında çalışan Amerikalı diplomatlar direnince üçü başka görevlere atandı. SDF komutanı Mazlum Abdi, televizyonda ilan edilen ateşkesi kabul etti, Şam’a gitti ve bir Suriyeli araştırmacının anlatımına göre, kendisini bekleyen farklı bir belge buldu ve kandırıldığını düşündü. Barrack, varılan anlaşmayı uzlaşma, birlik ve kalıcı istikrar açısından derin ve tarihi bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. Kürtler ise bunu, büyükannelerinin ve büyükbabalarının da söyleyeceği gibi, ihanet olarak adlandırdılar.

Araplar sömürge subayının sözlerini dinlediler. Ağustos ayında, Beyrut dışındaki Baabda’daki cumhurbaşkanlığı sarayında, İran destekli Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile yaptığı görüşmeden yeni çıkmışken, Barrack, Lübnanlı gazetecilerin birbirlerinin sözünü keserek soru sormalarına sabrını kaybetti. Onlara sessiz olmalarını söyledi, işler “hayvani bir hal alırsa” dışarı çıkacağını belirtti ve medeni, nazik ve hoşgörülü davranmaları talimatını verdi, “çünkü yaşananların sorunu bu.” Bölgedeki durumu anlattıktan sonra, kameralar önünde, bu “çılgınlığa katlanmanın” ekonomik olarak buna değip değmeyeceğini sordu. Çok kötüydü. Gerçekten çok kötüydü.

Lübnan Gazeteciler Birliği bunu, kökleşmiş sömürgeci kibirin bir ifadesi olarak nitelendirdi. Özür dilemeyi reddetti, güneye planladığı ziyaretlerden vazgeçti ve günler sonra ancak isteksiz bir açıklama yaptı. Fransızların onları medenileştirmek için gelmesinden yüz yıl sonra, Beyrut halkına medeniyetsizliklerinin savaşlarını açıkladığını söyleyen bir adamın açıklamaya ihtiyacı yok.

Türkler Sevr Antlaşması’nı Hatırladı

Türkler 1920’yi duydu. Tepki orantısız görünüyor, ta ki kökenini bilene kadar. 

Modern Türkiye, Anadolu’yu Müttefikler, Yunanlar, Ermeniler ve........

© 10 Haber