menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Günlük

21 0
18.07.2026

1/
Arada, çağımızın en büyük entelektüellerinden Umberto Eco’nun işi gücü bırakmış gibi göründüğü, otel banyolarındaki “tasarım adına zeka testi haline getirilen musluklar” ya da gözlüğünü çıkarıp duşa giren insanın, hangisi şampuan hangisi duş jeli olduğu ancak büyüteçle okunabilen şişelerle yaşadığı trajikomik mücadeleyi anlattığı müthiş denemeler aklıma geliyor.

Eco için bunlar küçük ayrıntılar değildi.

Modern dünyanın, estetiği işlevin önüne koymasının “şaheserlerleriyle” günlük hayatta her karşılaşışımda Eco’nın yazdıklarını anıyorum.

Geçen gün açılması bilmece gibi kilidi yüzünden sıkışıp kaldığım bir genel tuvaletin kapısını kırmama ramak kaldı.

Bu görsel de aynı hikâyenin market versiyonu.

Adam, sebze reyonunda plastik poşeti açmaya çalışıyor.

“Beni arayan olursa, sonsuza kadar şu lanet poşeti açmaya çalışıyor olacağım” diyor.

Hepimiz o sinir bozucu mücadeleyi biliriz…

Buna, vakumlu gıda ambalajlarını, açılması neredeyse mühendislik diploması gerektiren plastik kapakları da, içerisi boşaltılıp yerine çakması konulmasın diye bant üstüne bant yapıştırılmış ilaç kutularını da ekleyebiliriz.

Sanki tasarımcıların amacı, ürünü tüketiciye ulaştırmak değil, tüketiciyi ürüne ulaştırmamak olmuş gibi bir dünyada yaşıyoruz.

Doğrusu, bizdeki gündelik hayatın bu görünüşte önemsiz ama aslında modern yaşamın ruhunu ele veren ayrıntıları üzerine, Umberto Eco tadında bir denemeyle bir Orhan Pamuk ya da Murat Belge yazısı okumayı isterdim.
Oğuz Atay’ın romanlarında bu yer yer vardır.

Çünkü bazen bir plastik poşeti açamamak ya da bir ambalaj kapağıyla boğuşmak, bir çağın zihniyetini anlatmaya, kalın sosyoloji kitaplarından daha çok yaklaşır.

2/

Paris Belediyesi, mahalleyi mahalle yapan küçük esnafı korumak için özel programlar uyguluyor.

Çünkü bilirler ki, o şehrin ruhu, en ayırt edici özelliklerinden........

© 10 Haber