menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Arkeolojinin Son Yıllardaki Süper Starları: Göbekli Tepe ve Zeugma

32 0
31.05.2026

Arkeolojinin Son Yıllardaki Süper Starları: Göbekli Tepe ve Zeugma

Şanlıurfa Müzesinde beni en etkileyen parçalar beş bin yıllıktı: Zarafetin zirvesindeki minicik çift koç başlı bir kandil ve tekerleğin icadından hemen sonra yapılan minicik oyuncak bir çocuk arabası. (Foto: C. Kuzgunkaya)

Kommagene’nin kuş uçuşu yüz kilometre güneyinde arkeoloji dünyasının son yıllardaki yıldızı, bulunmasıyla insanlık tarihinin anlatısını değiştiren, on iki bin yıllık Göbeklitepe var.

Nemrut’un girişindeki, Antiohos’un muhteşem heykellerine yakışmayacak pejmürdeliğin tam tersi bir manzara konukları karşılıyor. Düzgün park alanları, misafirleri yönlendiren tabelalar, kazı alanına gitmeden önce ne göreceğimizi, neden o kadar önemli olduğunu anlatan üç boyutlu görsellerin olduğu sergi salonları tam da Göbeklitepe’nin önemine yakışır şekilde.

Kazı alanındaki domuz, boğa, tilki, ördek, akbaba resimleri kazınmış dikitler insanın aklını başından alıyor. Antiohos’un Nemrut’taki  2000 yaşlarındaki heykelleri bu dikitlerin yanında neredeyse dünkü çocuk. Dikitleri yapan usta ellerin sahiplerini düşünüyorum. Bizden biraz daha kısa boyluydular, ömürleri bizim ortalama ömrümüzün yarısı kadardı  ama genetik olarak aynıydık.  On iki bin yıl önce “tarihin sıfır noktasında” toprağı ekip biçmeye başladıklarında, bu sanat eserlerini  de yaratmalarının heyecanı içimi sarıyor.

Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi

Göbeklitepe’den çıkanları daha iyi anlamak için Şanlıurfa Arkeoloji müzesi görülmeli. Bu mükemmel müze, Bereketli Hilal’in ve üzerinde yaşayan insanların, dile kolay, tam bir milyon yüz bin yıllık hikayesinin özetini çıkarıyor.

Galeriler üst üste yığılmamış, hikayeyi en iyi hangi eser anlatıyorsa o konulmuş. Açıklamalar doktora tezi gibi uzun değil ama doktora tezi okumak isteyenler için interaktif linkler var. Her galerinin bir önceki ve sonrakiyle bağlantıları harika. Genelde müzelerin en sakil parçası olan canlandırmalar, mankenler son derece profesyonelce hazırlanmış. Sanki canlı mankenler varmış da birazdan yanınıza gelip sizinle sohbet edecek gibiler. Gerçek bir  zaman tünelinde geziyormuşsunuz hissi ziyaret boyunca sizi bırakmıyor.

Göbeklitepe’nin replikasının olduğu galeriye girince sanki kazı alanına girmiş gibi oluyorsunuz. Müzenin beni en etkileyen parçaları beş bin yıllıktı. Birincisi zarafetin zirvesindeki minicik çift koç başlı bir kandil, diğeri ise tekerleğin icadından hemen sonra yapılan minicik oyuncak bir çocuk arabası. Çok gerilerde çalan, belli belirsiz hoş bir klasik müzik yetmiş binden fazla çakmaktaşını, yontuyu, kap kacağı, heykeli, totemi, koruyucuyu hayranlıkla izlerken size yardımcı oluyor. Can Yücel’in “insanlığa dair ne varsa kabulüm” diye Türkçeleştirdiği Kartacalı Terentius’un “homo sum humani nihil a me alienum puto” sözleri müze içinde beş kilometre yol kat ederken  kulaklarda çınlıyor.

Ellerindeki -büyük bölümü çalıntı- eserleri hepsini gösterme kaygısıyla sıkış tepiş yerleştiren, ziyaretçilerini boğan, yurtdışındaki anlı şanlı ancak klostrofobik müzelerin Şanlıurfa Arkeoloji Müzesinden öğreneceği çok şey var.

Her şeyin mükemmel olduğu müzenin tek eleştireceğim bölümü mağazası. Eserleri gezerken müzenin çıkışındaki mağazaya konulabilecek replika oyuncak arabalar, totemler, çantalar, oyun kağıtları, eşarplar, şapkalar, bir milyon yılın hikayesini anlatan yüzlerce kitap........

© yetkinreport.com