Yeni bir kapı açıldı: Türkiye şimdi nereye gidiyor?
Yeni bir kapı açıldı: Türkiye şimdi nereye gidiyor?
Terörsüz Türkiye süreci Ankara’nın önünde yeni bir kapı açtı. Bu kapıdan nereye açıldığını iyi görerek cesurca geçmek gerek.
Falcı değiliz. Geleceği bilemeyiz. Ama siyaset zaten geleceği bilme sanatı değildir. Atılan ilk adımın ardından hangi ikinci, üçüncü ve dördüncü adımların gelebileceğini hesaplama işidir. Hele devlet yönetiyorsanız, yalnız yolculuğun ilk kilometresini değil, mümkünse varış noktasını da görmek zorundasınız. “Terörsüz Türkiye” sürecine de böyle bakıyorum.
Önümüzdeki hukuki ve siyasi adımlar bir sonuç değil; bir kapı. Asıl mesele kapının üzerinde ne yazdığı değil, ardında ne olduğu.
Silah bırakmak başka, meseleyi çözmek başka
PKK’nın silahlı varlığının sona ermesi Türkiye için tarihi bir kazanım olur. Fakat kırk yılı aşan bir sorunun siyasi, toplumsal ve psikolojik sonuçları, eğer bırakılırsa, silahların bırakıldığı gün ortadan kalkmaz.
Kayyımlar, Terörle Mücadele Kanunu, yerel yönetimler, anadil tartışmaları, vatandaşlık ve Abdullah Öcalan’ın gelecekteki hukuki koşulları gibi zor başlıklar önümüzde duruyor.
Üstelik Devlet Bahçeli’nin “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” sözleri, birkaç yıl önce milliyetçi siyasette tahayyül edilmesi bile güç konuların bugün tartışılabildiğini gösteriyor.
Asıl süreç şimdi başlıyor
Asıl siyasi pazarlık belki de bundan sonra başlayacak: Kim hangi adımı atacak, hangi sırayla ve karşılığında ne bekleyecek?
Burada eski bir hataya düşmemeliyiz.
Türkiye’deki Kürtleri DEM Parti ile, DEM’i de PKK ile eşitleyerek bu süreci okuyamayız.
Milyonlarca Kürt vatandaşın beklentileri aynı değil. Bir kesim kültürel ve siyasi hakların genişlemesini istiyor. Bir kesim hukuk devleti ve eşit vatandaşlığı öne çıkarıyor. Bir başkası için iş, eğitim, yatırım ve refah çok daha önemli.
Ve milyonlarca insan Kürt kimliğini güçlü biçimde taşırken geleceğini Türkiye Cumhuriyeti içinde görüyor. Dolayısıyla gerçek stratejik başarı yalnız PKK’nın silah bırakması değildir. Silahın Kürt siyasetinin üzerindeki vesayetinin sona ermesidir.
Bunun karşılığında Kürt vatandaşların kendilerini devletin eşit, güvende ve geleceğe ortak yurttaşları olarak görmelerini sağlayacak hukuk ve demokrasi zemininin güçlendirilmesi Türkiye’yi zayıflatmaz. Güçlendirir.
Bir de Meclis aritmetiği var.
Anayasa değişikliğini referanduma götürmenin eşiği 360 milletvekili. Cumhur İttifakı bunu tek başına sağlayamıyor. Dolayısıyla DEM’in oyları yalnız Kürt meselesinde değil, Türkiye’nin anayasal geleceğinde de önem taşıyor.
Buradan Erdoğan ile DEM arasında yeni bir cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda gizli bir anlaşma bulunduğu sonucunu çıkaramayız. Böyle bir anlaşmanın kamuya açık kanıtı yok.
Ama siyaset yalnızca imzalanmış protokollerle işlemez. Kesişen ihtiyaçlar da siyaset üretir.
Yeni anayasa, Kürt meselesindeki normalleşme, DEM’in beklentileri ve Erdoğan’ın siyasi geleceği aynı takvime girerse, bu dosyaların birbirine değmemesi şaşırtıcı olur.
Türkiye bu yollardan daha önce geçti.
Habur’u yaşadık. 2013-2015 çözüm sürecini yaşadık. Çatışmasızlık sağlandı, umut yükseldi, görüşmeler Dolmabahçe’ye kadar geldi.
Suriye savaşı, seçim siyaseti,........
