Buz, Lav, Morina, AB ve İzlanda
Buz, Lav, Morina, AB ve İzlanda
İzlanda’nın NATO üyeliği kartı Doğu Blok’una karşı hiç kullanılmıyor veya kullanılması gerekmiyor ancak başka bir NATO üyesine karşı kullanılıyor: İngiltere. İzlanda’da Fagurhólsmýri (Foto: İzlanda’nın Fagurhólsmýri Büyük Buzul Gölü/ Caner Kuzgunkaya)
Geçtiğimiz cumartesi günü yapılan referandumla İzlanda az farkla da olsa (sadece 12 bin oy, yaklaşık %5’lik bir fark) Avrupa Birliği’ne katılım görüşmelerinin başlamasını reddetti. Aradaki farkın bu kadar az olması aslında İzlanda halkının bu konudaki bölünmüşlüğünü de yansıtıyor. Çok kestirme bir yaklaşımla sonuçlar balıkçılığın kontrolünü Brüksel’e verme korkusu Trump korkusunun üstüne çıktı diye yorumlanabilir. Aslında İzlanda hali hazırda Avrupa Birliği ekonomik bölgesi içinde ve Schengen bölgesinde o yüzden verilen ret kararına İzlanda egemenliğini paylaşmaya hazır değil diye okumak çok da yanlış olmayacak.
Sonuçlara verilen tepkiler ilginçti. AB yanlısı Başbakan Frostadóttir bardağı dolu tarafından görüp alınan G,5 oyun çok önemli olduğunu ve İzlanda’nın AB defterinin kapanmadığını söyledi. Brüksel’deki AB yetkileri sonuçları buruk karşılaşsa da genç başbakan gibi “elbet bir gün bulaşacağız” makamından mesajlar verdi. Sonuçlar AB içerisindeki AB karşıtı milliyetçiler ve aşırı sağcılar tarafından coşkuyla karşılandı “egemenlik hakları ve milli değerler kazandı, biz de aynısını yapmalıyız, Brüksel’in boyunduruğu altında yaşamaktan kurtulmayız” diye yorumlandı. ABD temkinli bir memnuniyetle karşılarken, en büyük sevinç Rusya’dan Putin’in özel temsilcisi Kirill Dimitriev’den geldi “İzlanda harika futbol oynamayı ve başarısız AB’nin göçmenlerini, bürokratlarını ve savaş kışkırtıcılarını reddetti” gibi sapla samanı harmanlayan bir yorum yaptı.
Hatırlayacaksınız Temmuz başında Ankara’da yapılan NATO zirvesinde İzlanda’nın genç başbakanı Kristrún Frostadóttir’in karşılama törenindeki şaşkınlığı uzun süre konuşulmuştu. NATO’nun en az nüfuslu ama en eski üyesinin temsilcisinin şaşkınlığına herkes meşrebince bir yorum yapmıştı. Bu iki vesile bir araya gelince uzak, soğuk ama bir o kadar da büyüleyici ülkeyi anlatmak için iyi fırsat doğdu.
İzlanda ismini sanırım birçok akranım gibi ben de ilk defa Pierre Loti* sayesinde duydum. Bahar gelince memleketlerinden kalkıp İzlanda civarında avlanmaya giden Bröton balıkçılarının çetin yaşamını, Yann ve Gaud’un üzücü aşk hikayesini anlattığı “İzlanda Balıkçısı” kitabında ada hiç anlatılmamıştı ama yine de kafamda İzlanda denilince soğuk, puslu, etrafı dalgalı denizlerle kaplı, Kuzey Kutbu civarında küçük bir ada canlanmıştı. Daha sonraları Beşiktaş’ta top koşturan ama ilk adı olan Eyjólfur’u söylemeyi beceremeyip Sverrisson diye kestirip attığımız futbolcumuz ve şarkıcı Björk (Guðmundsdóttir)** sayesinde buz ülkesiyle tanışıklığımız arttı. Soyadlarındaki -son ve -dottir bitişleri bizdeki -oğlu ile biten soyadları gibi, fark -kızı bitişinin de olması.
Bir “Kül Yolu” Macerası
15 Nisan 2010 Perşembe günü Stockholm’deydim, öğleden sonra ertesi günkü İstanbul uçuşumun iptal edildiğini öğrendim. İzlanda’da ismi telaffuz edilemeyen bir volkan patlamış ve çıkan devasa kül bulutları uçak motorlarına zarar verip sorun çıkaracağı için Avrupa’nın neredeyse tamamında uçuşlar belirsiz bir süre durdurulmuştu. 17 Nisan sabahı Stockholm’den Malmö’ye trenle, Malmö’den Kiel’e arkadaşımın eniştesinin arabasıyla, Kiel’den Münih’e fuara giden arkadaşımın eniştesinin komşularının minibüsüyle ve Münih’ten İstanbul’a otobüsle 78 saatte yaptığım “Kül Yolu” macerası gezginliğimin en plansız ve spontane seyahati olmuştu.
Bana bu kadar ıstırap çektiren Eyjafjallajökull buzulunu görmeye Tuna üzerinde Romanya’dan Bulgaristan’a geçmeye çalışırken bir otobüs dolusu insan kaybolduğumuzda karar verdim. Günler süren yolculuk boyunca kader arkadaşlığı yaptığımız Norveçli armatör ve Alaşehirli kuru üzüm ihracatçısıyla yaptığımız uzun sohbetlerden İzlanda’daki 130 volkana ve bu volkanların üzerindeki ada yüzeyinin ’nun kaplayan 15 buzula o zamandan beri derin bir merak besliyorum.
İzlanda kuzey kutup dairesinin üzerinde yaklaşık dört yüz bin nüfuslu bizim Marmarabölgesinden birazcık daha irice bir ada. Her yerden ve herkesten uzak bu adaya -Vikingler dizisi sayesinde hepimizin bildiği gibi- 868 yılında Flóki Vilgerðarson (Kuzgun Floki) ilk ayak basan insan oluyor. Genel kanının aksine........
