İKİLEMELERİN ANLATIMDAKİ YERİ VE ÖNEMİ ÜZERİNE
Ayağunda çapula
Takur tukur ediyor
İstedim anasından
Madur mudur ediyor
Anlatımda ikilemelerin önemli bir işlevi vardır. Anlamı pekiştirir, kuvvetlendirir, canlandırır, havalandırır, ayağa kaldırır… Özellikle dizelerde yer verilen ikilemeler, şiire başka bir tını, başka bir ritim katar. Bu türkülerde de böyledir, şarkılarda da, ninnilerde de… Bir musiki ritmidir bu.
Severek, hoşlanarak dinlediğim Trabzon yöresine ait coşkulu, hareketli bir türkünün “hey hey…” ünlemesi ile başlayan kavuştak (nakarat) bölümünün ikilemeli sözleri daima ilgimi çeker ve içimde coşku yaratır. Doğal, sıcak, içten… Yeni yetmeler bilmez çapulayı; ancak ayakla ilgisi olduğundan bir çeşit ayakkabı olduğunu düşünürler. Öyledir de. Kaba deriden yapılır, ucu kıvrıktır. Bir de çarık vardır; işlenmemiş sığır derisinden yapılan. Hadi bir üçüncüsünü de söyleyeyim: Takunya! Ben takunyayı bilirim. Tabanı ağaçtan elle yontularak yapılır, üstüne kayış geçirilirdi. Katır kuturdu, kabaydı. Bazı ayakkabı dükkânların vitrinlerinde, aksesuar olarak bulundurulan çapula ve çarıktan gözümü alamazdım, gençlik yıllarımda. Şimdilerde, onlar da yok!
Çıplak ayakla dolaşılan günlerden çarıkla, çapulayla dolaşılan günlere; oradan renk renk, çeşit çeşit ayakkabılarla dolaşılan günlere akıp gidiyor zaman! Geride acı, tatlı onlarca anı… Halam, kar üstünde yalın ayakla dolaştıkları çocukluk yıllarından söz ederdi, zaman zaman. Gözleri dolar “Ayakkabı neredeydi? Giymeye çarık bulamazdık! Ayaklarımız, soğuktan pezik (pazı) gibi kıpkırmızı olurdu” derdi. Çarık, çapula, takunya… Bunların pabucu dama atılalı çok yıl oldu. Şimdilerde, o şöyle, bu böyle deyip ayakkabı beğenmekte zorlanıyoruz.
İkilemeler kollarını kaldırmış horan teperken türkünün gaydası, ritmi, coşkusu ve sözleri alıp götürür beni, ötelere, uzaklara. Düşünürüm, düşler kurarım, duygulanırım… Takır tukur kaba ses çıkaran çapula; madur mudur eden huysuz kaynana! Sitem, öfke, kırgınlık…
Kızını şu ya da bu nedenle, delikanlıya vermek istemeyen anne - baba öyküleri ile yoğrulmuştur, birçok türkü. İster istemez sitem ve aşk acısı sinmiştir, sözlere. Örnek mi? İşte bir Şanlıurfa türküsü: “İstedim vermediler kız ben garibem / Kıyarım ben canıma seni de sevmişim”. İşte Trabzon türküsü: “Duman dağın üstüne / Gittikçe azlaniyi / Babası benden yana / Anası nazlaniyi”… Türkü sözünde geçen “azlaniyi” azalıyor anlamında kullanılan yöresel bir söylemdir. Doğu Karadeniz'de, özellikle baharın ilk günlerinde, sabahları denizden gelen yoğun sis, yemyeşil güzelim vadilerin üzerine koyu bir gölge gibi çöker; ağır ağır ilerleyerek dağın eteklerine uzanır. Kirli beyaz bir örtüdür, bu. Görüş mesafesini daraltır. Değil karşı yamaçları birkaç yüz metre ötenizi göremezsiniz. Bu yayılış, öğleden sonra, tersine döner. Vadileri yalaya yalaya yavaş yavaş geri çekilir; denizle kucaklaşır; sonra mavi suların koynunda beyaz bir uykuya dalar… Dağlardan çise, sis duman eksik olmaz; bahar aylarında. İşte, üstünden sis, duman eksik olmaz dedikleri görkemli Sis Dağı! İşte bu dağ üzerine yakılan onlarca türkü: “Ah Sis Dağı Sis Dağı / Dımanın benim ile / Canım ayru geziyu /........
