Toprak duruyor, çiftçi gidiyor
Tarımı konuşurken hep aynı üç kelimeye takılıyoruz: verim, gübre, kuraklık. Rakamları bu üç kelimenin etrafında diziyor, politikaları da buna göre kuruyoruz. Oysa tarımın en kritik girdisi çoğu zaman tabloların dışında kalıyor: insan. Asıl kırılgan olan, o toprağa sabahın beşinde kalkıp gitmeye razı olan insan. Çünkü toprağı işleyen insan yoksa, toprağın veriminden söz etmenin de anlamı kalmıyor.
TÜİK'in Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre Türkiye'nin nüfusu 2025 sonunda 86 milyon 92 bine ulaştı; ama belde ve köylerde yaşayanların oranı bir yılda yüzde 6,6'dan yüzde 6,4'e geriledi. Kurumun mekânsal sınıflamasında "kır" olarak tanımlanan yerleşimlerde yaşayanların payı da yüzde 17,2'den yüzde 16,8'e indi. Aynı yıl 33 ilin nüfusu azaldı. İstihdam tarafındaki tablo da benzer: TÜİK'in 2026 ikinci çeyrek işgücü istatistiklerine göre çalışanların yalnızca yüzde 13,7'si tarım sektöründe.
Bir mesleğin en acı teşhisi belki de burada: Çiftçinin çocuğu tarlaya giriyor ama çiftçi olmuyor. Babasına yardım ediyor ama babasının mesleğini devralmıyor.
Bu, bir sektörün küçülmesinden fazlası. Bir mesleğin, yeni bir kuşağa devredilemeden sessizce yok olması.
"59 yaş" tartışması ve altındaki gerçek
Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir rakam var: çiftçi yaş ortalaması 58-59. Burada bir parantez şart, bu veri TÜİK'in değil. Kaynağı Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği. TZOB'un daha önce paylaştığı dökümde erkek çiftçilerde ortalama 57,7, kadınlarda 60,1 görünüyordu; ÇKS verilerine dayanan güncel derlemelerde kayıtlı çiftçilerin üçte birinden fazlasının 65 yaş ve üzerinde olduğu belirtiliyor. ÇKS'de 2025 itibarıyla yaklaşık 2,3 milyon kayıtlı çiftçi ve 170 milyon dekar ekili alan var.
Bu rakama itiraz da var ve ciddiye alınmayı hak ediyor: ÇKS'deki kayıt, her zaman tarlayı fiilen işleyen kişinin profilini birebir göstermiyor. Tapu ve üretim araçlarının ailedeki yaşlı kuşak üzerinde bulunması, genç üreticinin istatistiklerde olduğundan daha az görünmesine yol açabiliyor. Hafta sonu tarlaya giden memur, asgari ücretle çalışıp tarımdan da gelir elde eden işçi de aynı şekilde görünmez kalıyor. Yani sahadaki gerçek yaş ortalaması muhtemelen kâğıttakinden düşük.
Ama bu itiraz teşhisi çürütmüyor, sadece netleştiriyor. Tarımda genç var, fakat kendi adına, kendi kararıyla, tam zamanlı üretici olarak değil. Babanın uzantısı olarak, ikinci iş olarak, geçici olarak var. Bir mesleğin en acı teşhisi budur: yapanın çocuğu........
