menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Fail 18 Yaşından Küçük” demek vicdanı rahatlatmıyor

66 0
07.03.2026

Gencecik bir öğretmen… Hayatının en verimli çağında, öğrencilerine gelecek kurmaya çalışan bir insan… Ve onu öldüren bir çocuk: 14 yaşında.

Bu cümleyi kurmak bile insanın içini parçalıyor.

Ama mesele sadece bir cinayet değil. Çünkü bu olay tek başına değil. Türkiye’nin son yıllardaki haber arşivine bakın: Güngören’de, Kadıköy’de, Ankara’da, Trabzon’da, Malatya’da… Fail çoğu zaman 18 yaşın altında. Bazen 17, bazen 15, bazen 14.

Sadece cinayetler de değil. Akran zorbalığı, bıçaklama, darp, okul kavgaları… Her yıl yüzlerce olay polis kayıtlarına ve haber bültenlerine giriyor.

Toplumun sorması gereken soru şu: Bu çocuklar neden bu kadar kolay şiddete başvuruyor?

Şiddetin Normalleşmesi

Bir toplumda şiddet artıyorsa önce kültürel iklime bakmak gerekir.

Türkiye’de son 10–15 yılda televizyon ekranlarını açın: Mafya dizileri. Devletle çalışan mafyalar. Lüks arabalar. Silahlar. “Delikanlılık” adı altında işlenen infazlar.

Bu dizilerde suç çoğu zaman ahlaki bir problem olarak değil, güç gösterisi olarak sunuluyor. Kahramanlar mafya liderleri oluyor. Silah taşıyan karakterler “karizmatik” olarak gösteriliyor.

Henüz kimlik gelişimini tamamlamamış bir çocuk için bu anlatıların etkisi küçümsenemez.

Sosyoloji literatüründe iyi bilinen bir gerçek vardır: Gençler gördüklerini taklit eder.

Albert Bandura’nın 1960’larda yaptığı ünlü sosyal öğrenme deneyleri bunu açık biçimde ortaya koymuştur: Çocuklar, özellikle otorite figürlerinin veya güçlü karakterlerin davranışlarını model alır.

Eğer güçlü olan kişi şiddet kullanıyorsa, çocuk şiddeti bir çözüm yöntemi olarak öğrenir.

Bugün birçok dizide güç; hukuktan değil, kurumlardan değil, silah ve korkudan geliyor.

Bu mesaj, farkında olmadan milyonlarca çocuğun zihnine işleniyor.

Bir başka sorun da cezasızlık algısı.

Türk Ceza Kanunu’na göre 12–15 yaş arası çocuklarda ceza sorumluluğu sınırlı; 15–18 yaş arası için de indirimler uygulanabiliyor. Bu düzenlemeler çocukları korumak amacıyla yapılmış olsa da toplumda zaman zaman şu algıyı doğuruyor:

“Nasıl olsa çocuk, ağır ceza almaz.”

Bu algının doğru olup olmaması ayrı tartışma konusu. Ama toplumda böyle bir kanaatin oluşması bile ciddi bir problem.

Bir diğer gerçek ise şu: Türkiye’de çocukların önemli bir kısmı aile içi iletişim eksikliği ve okul ortamındaki psikolojik destek yetersizliği ile büyüyor.

Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de milyonlarca öğrenciye karşılık okul psikolojik danışmanı sayısı hâlâ oldukça sınırlı. Birçok okulda yüzlerce hatta binlerce öğrenciye tek rehber öğretmen düşüyor.

Bu durumda riskli davranışları erken tespit etmek neredeyse imkânsız hale geliyor.

Bir öğretmenin öldürülmesi sadece bir cinayet değildir.

Bu, aynı zamanda eğitim sistemine, öğretmen otoritesine ve toplumsal düzen fikrine vurulan ağır bir darbedir.

Çünkü öğretmen, bir toplumun geleceğini temsil eder.

Bir çocuk öğretmenini öldürebilecek noktaya geliyorsa, orada sadece bireysel bir suç yoktur. Toplumsal bir kırılma vardır.

Bu yüzden mesele sadece şu değil:

Bu çocuklar nasıl bu hale geliyor?

Aile, okul, medya, sosyal çevre… Hepsi bu sorunun bir parçası.

Bir toplum çocuklarını kaybetmeye başladığında alarm çanları çalıyor demektir.

Ve bugün Türkiye’de o çanlar artık çok daha yüksek sesle çalıyor.


© Yeniçağ