Sosyal Adalet Kimliği: Ahlâkın yerini alan yeni itaat biçimi
Bugün iktidar-itaat ilişkisinin ahlâkî sınırları bulanıklaşırken, bu bulanıklığı örten yeni bir dil de hızla oluşuyor: Sosyal adalet kimliği.
Başlangıçta eşitsizliğe, yoksulluğa, dışlanmaya karşı meşru bir vicdan çağrısı olarak bilinen bu bu söylem; zamanla ahlâkî bir zeminden çok, siyasal bir kimlik formuna dönüştü. Artık mesele adaletin kendisi değil, “adil olduğunu söyleyen” tarafta yer almak hâline geldi. Böylece ahlâk, hakikate sadakat olmaktan çıkıp, doğru kimliğe mensubiyet ölçüsüne indirgenmiş oldu.
Hilmi Ziya Ülken’in uyardığı tehlike tam da burada belirginleşir; “Ahlâk, insanın kendi çıkarına karşı koyabilme kudretidir.” Ahlâk, bireyin kendini aşma iradesiydi; bugün ise birey, kimliğin konforuna sığınarak kendini askıya alıyor. Sosyal adalet........
