menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gerçek Şiirin Tadına Ermek İLHAN GEÇER BULUTU

28 0
12.03.2026

Kütüphanemde bir kitap ararken, 19 Ocak 2004’te yitirdiğimiz değerli dostum İlhan Geçer’in Eylül 1973’te adıma imzalayıp gönderdiği “Bir Bulut Geçti” adlı şiir kitabına rastladım kitapların arasında.

Bu güne kadar İlhan Geçer için ayrıntılı bir yazı yazamayışımın hüznünü yaşadım kitabı elime alınca. “Büyüyen Eller”, “Belki, “Yeşil Çağ” adlı eserleriyle çeşitli dergilerde yayımladığı şiirleri ve bazı vesilelerle mektup içinde gönderdiği çoğu şiirlerinden tanırdım romantik ve realist bir edebî kişiliği olan İlhan Geçer’in asıl sanatını.

Yüz yüze Kasım 1970’te Ankara’da tanışmıştık. Şiirden ve edebiyattan uzun uzun sohbet etmiştik. Sohbet sırasında İstanbul Pera Palas’ta 1936’da Atatürk’le nasıl tanıştığını anlatmıştı bana. Öyle güzel anlatmıştı ki, yazarları arasında yer aldığım merhum dostlarım Murat Polatoğlu ve A. Duran Ayyıldız’ın yayınladıkları Tokat Sanat Dergisi için yazabilir misiniz dediğimde hiç erinmeden oturup “Atatürk’ten Bir Anı” başlığı ile bir yazı kaleme almış ve bana vermişti. Ben de bu yazıyı Tokat’a götürüp Atatürk Sayısı olarak düzenlenen Yıl:1, Sayı:4, Kasım 1970’te Sanat Aylık Dergi’de yayımlatmıştım. Yazıda: “Henüz bir lise öğrencisi olduğum 1936 yılında, mutlu bir rastlantı, bana ulu Atatürk’le aynı salonda, aynı masada bir iki saat beraber bulunmak olanağı sağlamıştır.

Yüksek Ticaretlilerin Perapalas salonundaki çayına gitmiştim. Salona Atatürk ve yanındakiler geldiler. O güçlü bir asker olduğu kadar bilgili, zarif bir devlet ve salon adamı idi de... Merkez Bankası memurlarından merhum Cavidan Hanım titreyerek Ata’nın yanına gidip elini öptü ve dansa kalktılar. Her şeyin en iyisini bilen ve yapan Atatürk’ün dansı da şahane idi.

Atatürk salondaki bütün gençleri masasına çağırdı. Yenildi, içildi, sohbet edildi. Söz şiire ve edebiyata intikal etti. Atatürk: Gençler, ‘Ferda’yı okuyabilecek var mı içinizde’ diye sordu. Büyük öğretmenin karşısında okumaya kimse cesaret edemiyordu. Kendileri çok nefis bir şekilde Fikret’in Ferda’sını okudular. Sonra Tevfik Fikret’i öven, Mehmet Akif’e sitem eden bir konuşmasını dinledik. Şunları söylemişti büyük önder: Ben Mehmet Akif’e on bin lira vereyim. Kuranı Türkçeye tercüme et onu Türk çocuklarına kendi dilleriyle okutayım dedim. O, şapka giymemek için Mısır’a kaçtı ve bu hayırlı ve yararlı işi yapmadı.

İşte ben onun yüceliğini, sıcaklığını ilk kez bu toplantıda yakından gördüm ve duydum.”

Edebiyat ortamına 1934’te Vakit gazetesinde çıkan “Kahverengi Gözlerin”........

© Yeniçağ