Liyakat mi, minnet mi?
Sarayın ışıltılı koridorları tarihin en eski ve en amansız oyununa ev sahipliği yapar: Güven ve ihanet.
Bizans İmparatorluğu’nun dokuzuncu yüzyıl ortalarındaki atmosferini hayal edelim…
Genç İmparator III. Michael, etrafını saran akbabalar arasından sıyrılmak için sırtını yaslayacağı sağlam bir kaya arıyordu. O kaya, bir zamanlar hayatını kurtaran seyis Basilius’tan başkası olamazdı.
Aralarındaki bağ, ahırlarda başlayıp imparatorluğun zirvesine uzanan masalsı bir dostluk gibi görünüyordu.
İmparator, Basilius’u adeta yoktan var etti. Onu eğitti, donattı, zenginliğe boğdu. Michael’ın gözünde Basilius, minnet borcuyla dolu sadık bir gölgeydi.
XIV. Louis’in o meşhur tespiti tam olarak kalplerdeki bu karanlık değişimi özetler; Ne zaman boş olan bir makama atama yapsam, yüzlerce tatminsiz ve bir nankör insan........
