menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ölüleri seven dirilerle kavga eden siyaset!

1 0
latest

Eskiler çok doğru bir söz söylemiş:

“Müflis tüccar eski defterleri karıştırır.”

Siyasette de durum çok farklı değildir.

Geleceğe dair proje üretemeyen, ülkeye yeni bir hedef koyamayan, topluma umut veremeyen siyaset, dönüp dolaşıp geçmişin defterlerini karıştırır.

Bazen tarih üzerinden, bazen mezarlar üzerinden, bazen de ölmüş liderler üzerinden siyaset yapılır.

Türkiye’de uzun yıllardır dikkatimi çeken bir alışkanlık var.

Ben buna kendi kendime “ölüler üzerinden siyaset” diyorum.

Bazı insanlar vardır; hayattayken yanında durmadıkları, mücadelesine omuz vermedikleri, davasına sahip çıkmadıkları insanların ölümünden sonra en büyük seveni, en büyük savunucusu kesilirler.

Tek sermayeleri ölmüş büyük insanların isimleridir.

Sürekli onları anlatırlar, sürekli onları överler, sürekli onları gündemde tutarlar.

Öyle abartılı anlatırlar ki, neredeyse insanüstü bir varlık hâline getirirler.

Başta sempatik gibi görünür.

Ama bir süre sonra bu durum samimiyetten uzak, hatta rahatsız edici bir hâl almaya başlar.

Hac’da dikkatimi çeken bir şey

Bundan yaklaşık 26 yıl önce hac görevimi yaptığım sırada Suudi Arabistan’da dikkatimi çeken bir şey olmuştu.

Orada özellikle din büyükleri, sahabeler ve âlimler anlatılırken aşırı abartıya, uydurma menkıbelere, din dışı hikâyelere çok fazla izin verilmezdi.

İnsanları kutsallaştırma, abartma, efsaneleştirme gibi şeylere pek prim verilmezdi.

Bu durum bana her zaman Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi’ni hatırlatır.

İslam’da insanı putlaştırmak yoktur.

İslam’da aşırı yüceltmek yoktur.

İslam’da ölçü vardır, adalet vardır, hakkaniyet vardır.

Ama bizde özellikle siyaset alanında bu ölçü bazen tamamen kayboluyor.

Türkiye’de siyaset ve mezarlıklar

Bugün Türkiye’de siyaset zaman zaman mezarlıklar üzerinden yapılır hâle gelmiştir.

Bir bakarsınız Menderes kahramanlığı anlatılır.

Bir bakarsınız Erbakan ermişliği anlatılır.

Bir bakarsınız başka bir merhum lider üzerinden siyaset yapılır.

Bugün de merhum Muhsin Yazıcıoğlu üzerinden benzer tartışmalar yürütülüyor.

Ölüm yıldönümlerinde değerli insanların anılması doğrudur.

Onların mücadelesinin, fikirlerinin, bıraktıkları eserlerin konuşulması doğrudur.

Ama mesele sadece anmak değil, onların isimleri üzerinden siyaset yapmaksa, orada durup düşünmek gerekir.

Bugünün tartışmaları ve usul meselesi

Bugün Milliyetçi Hareket Partisi’nde yaşanan istifalar üzerinden yürüyen tartışmalar aslında Türkiye’nin gerçek meselelerinden biri değildir.

Burada özellikle bir şeyi net olarak söylemek gerekir:

Biz barışa karşı çıkmadık.

Biz usulsüzlüğe karşı çıktık.

Bizim itirazımız barışa değil, usuleydi.

Terörle mücadele etmiş, binlerce şehit vermiş bir ülkede, katillerin başı bebek katili Apo’nun itibar sahibi yapılmaya çalışılması, toplumun bir kesiminin lideri gibi gösterilmeye çalışılması ve sözde milliyetçi olduğunu söyleyen yapıların buna güçlü bir tepki koymaması gerçekten içler acısı bir durumdur.

Bu ülkede 50.000 şehidin olduğu bir meselede, bu politikalara tepki olarak bir tane istifa bile duyulmamış olması, siyasetin hangi noktaya geldiğini göstermesi açısından çok düşündürücüdür.

O gün bu kadar büyük meseleler yaşanırken kimse koltuğunu bırakmadı.

Ama bugün parti içi ego ve çıkar kavgaları nedeniyle yapılan istifalar Türkiye’nin gündemine oturtulmaya çalışılıyor.

Açık konuşmak gerekir:

Ego ve koltuk kavgası sonucu yapılan istifalar Türkiye’nin ana gündemi olacak kadar önemli meseleler değildir.

Türkiye’nin artık mezarlar üzerinden siyaset yapan, eski defterleri karıştıran, iç kavgalarla gündem oluşturan siyaset anlayışından çıkması gerekir.

Geçmişi anmak güzeldir ama geçmişe sığınarak siyaset yapmak bir milleti ileri götürmez.

Ölmüş liderlerin arkasına saklanarak siyaset yapmak kolaydır.

Zor olan, onların bıraktığı yerden daha ileri gidebilmektir.

Milletler mezar taşlarıyla değil, yetiştirdikleri yeni liderlerle büyür.


© Yeniçağ