Bir devletin savunma hattı sadece sınırda kurulmaz
Devletlerin savunması sınır kapısında başlamaz. Hatta sadece tankla, tüfekle, uçakla da yapılmaz.
Güçlü devletler savunma hatlarını kendi sınırlarının çok ötesinde kurarlar. Diplomasiyle, ekonomik ilişkilerle, dost ve müttefik ülkelerle, kültürel bağlarla, gerektiğinde askerî iş birlikleriyle kendilerine stratejik derinlik oluştururlar.
Türkiye’ye de bugün tam buradan bakmak gerekiyor:
Türkiye’nin dış savunma hattı nereden başlıyor, içerideki savunma hattını kim oluşturuyor?
Türk dünyasının önemini yalnızca “soydaşlarımız orada yaşıyor” diyerek anlatmak eksik kalır. Azerbaycan’dan Orta Asya’ya uzanan Türk Cumhuriyetleri, Türkiye açısından aynı zamanda büyük bir jeopolitik derinliktir. Kafkasya ve Orta Asya hattı; Rusya, Çin, İran ve Güney Asya arasında Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve güvenlik alanını genişleten stratejik bir kuşaktır.
Azerbaycan bunun en açık örneğidir. Güçlü bir Azerbaycan yalnız Bakü’nün değil, Ankara’nın da stratejik gücüdür. Hazar’ın ötesindeki Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kırgızistan ile geliştirilecek ilişkiler de yalnız kültürel kardeşlik meselesi değildir. Enerji yollarından ticaret koridorlarına, savunma sanayiinden diplomasiye kadar Türkiye’nin nefes borularıdır.
Kısacası Türk dünyası bizim için yalnız gönül coğrafyası değil, aynı zamanda stratejik savunma derinliğidir.
Şimdi önümüzde yeni bir gelişme daha var.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşması, taraflardan birine yönelik saldırının diğerlerine yapılmış sayılması esasına dayanıyor. Türkiye ve Pakistan tarafı ise bu anlaşmanın İran’a veya herhangi bir ülkeye karşı kurulmadığını özellikle ifade ediyor.
Kâğıt üzerindeki tablo budur.
Ancak uluslararası ilişkilerde yalnızca anlaşmaların ne söylediğine değil, hangi zamanda, hangi şartlarda ve kimin güvenlik ihtiyacına cevap verdiğine de bakmak gerekir.
İran merkezli bölgesel gerilimin böylesine yükseldiği bir dönemde kurulan Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan hattının uzun vadede kime karşı caydırıcılık üreteceği ve ortaya çıkacak yeni güç dengesinden İsrail’in dolaylı biçimde yararlanıp yararlanmayacağı ciddi biçimde tartışılmalıdır.
Bazı uzmanların bu yapının perde arkasında İran’a karşı bir denge oluşturabileceği ve sonuç itibarıyla İsrail’in bölgesel güvenlik hesaplarına hizmet edebileceği yönündeki değerlendirmelerini yabana atmamak gerekir.
Ben bu nedenle meseleye ihtiyatla bakıyorum.
Bugün “savunma hattı” diye önümüze konulan yapının yarın Türkiye’yi kendi........
