menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Lider Düşerken Gelen “Barış” Yanılsaması: Müdahale, Haz ve Bağımlılık

25 0
05.03.2026

Bir ülkenin lideri dış güçler tarafından düşürüldüğünde içerideki muhalif kesimlerin bunu “barışın gelişi” olarak okuması tarihsel olarak tekrar eden bir yanılsamadır, çünkü askeri ya da siyasi müdahaleler hiçbir zaman yalnızca bir iktidarı devirmekle sınırlı kalmaz, devletin karar alma mekanizmaları, ekonomik damarları, güvenlik aygıtı ve hatta toplumsal tahayyülü de müdahaleyi yapan güçlerin denetimine açık hale gelir. Bugün İran çevresinde yaşananlar tam olarak bunu göstermektedir; İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri eksenli askeri ve siyasi baskılar İran’daki iktidar yapısını sarsarken, içerideki bazı muhalif çevrelerin bu durumu neredeyse kurtuluş olarak okuması, barışın tanklarla ve füzelerle gelebileceğine dair tehlikeli bir inancı açığa çıkarmaktadır.

Bu noktada asıl mesele liderin kim olduğu değil, liderin düşüşünden sonra ülkenin kim tarafından ve nasıl yönetileceğidir, çünkü dış müdahaleyle gelen “özgürlük” anlatısı çoğu zaman enerji hatlarının, finans sistemlerinin, savunma altyapısının ve siyasal karar süreçlerinin müdahaleyi yapan devletlerin denetimine girmesiyle sonuçlanır, halk kısa vadeli bir haz ve rahatlama yaşarken uzun vadede egemenlik kaybı kalıcı hale gelir. Psikodinamik açıdan bakıldığında burada bir kurtarıcı fantezisi devrededir, iç çatışmalarla baş edemeyen toplum, dışarıdan gelen gücü baba figürü gibi konumlandırır, “bizi kurtardılar” düşüncesiyle bağımlılığı rasyonalize eder, oysa bu bağımlılık ilerleyen aşamada yeni bir baskı rejiminin altyapısını kurar.

Analitik olarak bu durum yalnızca İran’a özgü değildir, Irak’ta, Libya’da, Suriye’de benzer örnekler görülmüştür, lider gitmiş ama ülke parçalanmış, merkezi irade çökmüş, karar alma yetkisi başka başkentlere taşınmıştır. Buradaki temel yanılgı, iktidar değişimi ile egemenlik arasındaki farkın bilinçli olarak silikleştirilmesidir, muhalefet kendi haklı öfkesini dış müdahalenin çıkarlarıyla karıştırdığında, istemeden de olsa ülkenin denetlenebilir bir alana dönüşmesine rıza üretir.

Bu çerçevede Türkiye’ye baktığımızda önemli bir kırılma noktası ortaya çıkar; Türkiye gibi güçlü tarihsel devlet geleneği olan toplumlarda, olası bir dış müdahale senaryosunda bugün en sert muhalefeti yapan kesimlerin bile refleks olarak savunma pozisyonuna geçmesi şaşırtıcı olmaz, çünkü burada siyasal iktidar........

© Yeniçağ