Dünya gücümüzü konuşurken biz neyi konuşuyoruz?
Son günlerde yabancı basına göz atanlar ilginç bir tabloyla karşılaşıyor. Türkiye; savunma sanayii, NATO, bölgesel diplomasi, enerji koridorları ve jeopolitik etkisi üzerinden konuşuluyor. Dışarıdan bakıldığında Türkiye, krizlerin ortasında söz söyleyebilen, masalarda yer alan ve hesaba katılması gereken bir ülke olarak görülüyor.
Bu durum elbette küçümsenecek bir başarı değildir. Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren bağımsızlık fikrinin merkezinde, kendi kararlarını verebilen güçlü bir devlet olma hedefi bulunuyordu. Atatürk'ün “Tam bağımsızlık” anlayışı yalnızca askeri değil; siyasi, ekonomik ve kültürel bağımsızlığı da kapsıyordu. Dolayısıyla Türkiye'nin uluslararası alanda etkili bir aktör hâline gelmesi, Cumhuriyet'in temel hedefleriyle çelişen değil, aksine onları tamamlayan bir gelişmedir.
Ancak burada durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Dünya Türkiye'nin gücünü konuşurken, Türkiye'de yaşayan insanlar neyi konuşuyor?
Sokağa çıktığımızda NATO stratejilerinden çok kira fiyatlarını, savunma projelerinden çok gençlerin gelecek kaygısını, uluslararası dengelerden çok emeklinin geçim mücadelesini duyuyoruz. Çünkü toplumun gündemi ile devletin dışarıya yansıyan gündemi arasında giderek büyüyen bir mesafe oluşuyor. Devletlerin........
