Sporda da Orta Doğu
Spor bazen sadece spor değildir. Hele ki coğrafya Orta Doğu’ya yakınsa, sahada oynanan oyunun çizgileri çoğu zaman saha kenarına sığmaz. Türk Telekom’un Hapoel karşısında aldığı galibiyet de tam olarak böyle bir anlam katmanına oturdu. Skor tabelasında yazan sonuç, teknik analizlerin konusu olabilir; ancak maçın ardından yaşanan bir an vardı ki, o an meselenin sadece basketbol olmadığını gösterdi: Erdem Can’ın eline aldığı Türk bayrağıyla yaptığı kutlama.
Bu görüntü, sıradan bir galibiyet sevincinin ötesine geçti. Çünkü karşınızdaki takım sıradan bir rakip değildi. İsrail temsilcisi Hapoel’e karşı alınan galibiyet, bölgesel gerilimlerin yoğun olduğu bir dönemde ister istemez daha geniş bir anlam dünyasına oturdu. Bu nedenle Erdem Can’ın bayrakla sahaya çıkması, spontane bir coşkunun ürünü olsa bile, sembolik bir mesaj olarak okundu.
Önce hakkı teslim edelim. Türk Telekom’un başarısı küçümsenecek gibi değil. Avrupa arenasında mücadele eden Türk takımlarının her galibiyeti, hem kulüp hem ülke basketbolu açısından değerli. Erdem Can’ın teknik kapasitesi, takımın sahaya koyduğu disiplin ve oyun planı bu galibiyetin temel belirleyicileriydi. Yani ortada gerçekten sportif bir başarı var. Ancak mesele tam da burada başlıyor: Bu başarı nasıl kutlandı?
Modern spor dünyasında semboller, en az skorlar kadar güçlüdür. Bir bayrak, bir forma, bir jest… Bunların her biri, milyonlara ulaşan mesajlar taşır. Erdem Can’ın Türk bayrağıyla sahada tur atması da bu bağlamda okunmalı. Bu görüntü, sadece “kazandık” demiyordu. Aynı zamanda “kime karşı kazandık” sorusunu da görünür kılıyordu.
Burada ince bir çizgi var. Bir teknik direktörün ülkesinin bayrağını taşıması elbette doğal, hatta birçok durumda takdir edilen bir davranıştır. Ancak bu davranışın bağlamı, yani zaman ve karşı taraf, bu sembolün anlamını değiştirir. Hapoel gibi bir İsrail takımına karşı alınan galibiyet sonrası yapılan........
