menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

8 Mart’ın Gölgesinde İki İsim: Fatma Nur

12 0
08.03.2026

8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken Türkiye’de iki haber neredeyse aynı gün düştü gündeme. İki kadının adı da aynıydı: Fatma Nur Çelik.

Biraz da adaşım olmalarının verdiği etkiyle olsa gerek ölümlerinden oldukça etkilendiğim bu kadınların hayatları birbirinden farklıydı, hikâyeleri farklıydı ama kaderleri bir noktada kesişti. İkisi de bu ülkenin en derin toplumsal sorunlarının kurbanı oldu.

Birincisi, çocuk yaşta maruz kaldığı korkunç bir adaletsizliğin içinde yaşamaya zorlanan bir kadındı. Tecavüzcüsüyle evlendirilmişti. Bu cümle, tek başına bir toplumun aynasıdır. Bir çocuğun yaşadığı travmanın üzerine kurulan bir evlilik… Üstelik bu travma bitmemiş, yıllar sonra kendi çocuğuna yönelik istismar iddialarıyla yeniden alevlenmişti. O, çocuğunu korumaya çalışıyordu. Mücadele ediyordu. Ama bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüremedi. Kızıyla birlikte sahilde ölü bulundu. Olayın nasıl gerçekleştiği hâlâ tartışılıyor, ama bir şey çok açık: Bu hikâyenin içinde yalnız bırakılmış bir kadın var.

İkinci Fatma Nur Çelik ise bir öğretmendi. Bir okulun koridorlarında, belki de onlarca çocuğun hayatına dokunan bir eğitimci. Bir dönemler Türkiye’de öğretmenlik için sık sık “kadınlar için en güvenli ve en güzel mesleklerden biri” denirdi. Çünkü okul, toplumun en güvenli alanlarından biri kabul edilirdi. Ama artık o güvenlik algısı da kırılıyor. Fatma Nur Çelik, henüz 18 yaşın altındaki bir öğrenci tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

Bu iki olay, birbirinden tamamen farklı gibi görünse de aslında aynı toplumsal fay hatlarına dokunuyor: Kadınların güvenliği.

Türkiye’de kadın cinayetleri yıllardır tartışılan bir mesele. Sivil toplum kuruluşlarının verilerine göre 2025 yılında yüzlerce kadın öldürüldü; yüzlerce kadın da “şüpheli ölüm” kategorisinde kayıtlara geçti. Bu sayıların arkasında tek tek hayatlar, yarım kalmış hikâyeler ve parçalanmış aileler var.

Kadınların güvenliği meselesi sadece ev içi şiddetle sınırlı değil. Sokakta, işte, okulda… Hayatın her alanında farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor.

Kadınların gerçekten güvende olduğu bir toplum kurabildik mi? Cevap kolay değil. Ama tamamen karanlık da değil. Türkiye’de büyüyen bir kadın olarak ben hala umutluyum.

Türkiye’de son yıllarda kadınların sesinin daha güçlü çıktığı da bir gerçek. Kadınlar artık susmuyor. Sosyal medya, sivil toplum örgütleri ve dayanışma ağları sayesinde görünmeyen hikâyeler görünür oluyor. Bir zamanlar kapalı kapılar ardında kalan pek çok mesele artık kamuoyunun gündemine taşınıyor.

Belki değişim tam da buradan başlayacak.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün anlamı da zaten burada yatıyor. Bu gün sadece kutlama günü değil. Aynı zamanda hatırlama günü. Mücadeleyi hatırlama, eksikleri görme ve daha iyisini kurma iradesini tazeleme günü.

Fatma Nur Çelik adı bugün iki ayrı trajedinin içinde anılıyor olabilir. Ama bu isimler aynı zamanda bir çağrıyı da temsil ediyor: Daha güvenli bir toplum kurma çağrısını.

Eğer bir gün kadınlar gerçekten korkmadan yaşayabiliyorsa, işte o gün 8 Mart sadece bir anma günü değil, gerçek bir bayram olacaktır.

Umut bence tam da burada başlıyor: Bu hikâyelerin unutulmamasında.


© Yeniçağ