Vatan ve Turan
Tamamen bana ait olan sözlerle ifade edersem, “Turan Edebiyatı’nın Kutup Yıldızı Cengiz Aytmatov” ile tanışmak ve beraber vakit geçirmek bahtiyarlığına erişmiş bir edebiyatsever olarak, onun her ölüm yıldönümü, tüm sevenleri gibi beni de “Türk Dünyası, Türkistan, Turan” hakkında düşünmeye itiyor. İstanbul’a gelişi, beraber tarihi mekanları ziyaretimiz, sonra Taksim’deki The Marmara Oteli lobisinde kahve eşliğinde içimde ukde olarak kalan sohbetimiz ve yıllar sonra, babası Törekul’un, SSCB’nin kâtil diktatörü Stalin’in tetikçileri tarafından kurşun sıkılmış kafatasının müze tarafında sergilendiği “Ata Beyit”teki anıtsal kabrinde ziyaret edişim… Şu birkaç cümle bile ayrıntılarıyla açılmaya başlandığında neredeyse Shakespeare trajedilerine parmak ısırtacak bir büyüklükte yakıcı bir hikâyeye dönüşür! Bu hikâyenin bir bölümünü daha evvel yazmıştım. Ama şimdi daha çok onun için nasıl olup da aklıma “Turan Edebiyatı’nın Kutup Yıldızı” gibi bir lakap gelmiş onun izini bulmaya çalışıyorum.
Türkçülük tarihinde taçlı bir mevkie sahip Ziya Gökalp’in “Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan, / Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan!” dizeleri, zannediyorum bana ilham verdi. Çünkü Gökalp çok erken bir dönemde, Anadolu buğdayından yapılan yufka ekmekten başka yiyecek bulamadığı için ekmek yiyip uyumayı adeta kaderi gibi benimsemiş Türklere rağmen, Türk’e, Türkü söylüyordu. Uyanacaklarını umarak. Bir şiirinde şöyle diyordu. “Uyu yavrum, uyanacak günler var. / Yarınları gözetleyen dünler var. / Baban şehit izlerinde ünler var. / O izlerde sen de dolaş ./ Öç gününe sen tezce ulaş. / Uyu yavrum, tepesinde haç yatan. /........
