menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kopyala-yapıştır bayramlar ve amfilerdeki hayaletler: Yapay zekâ çağında neyi kaybediyoruz?...

11 0
21.03.2026

Bir bayram sabahı uyandınız. Telefonunuzun ekranına ardı ardına bildirimler düşüyor. Rehberdeki yüzlerce kişiye aynı anda, tek tuşla gönderilmiş, içinde bolca emoji barındıran o kusursuz (!) ama ruhsuz bayram mesajları... Bir saniye bile düşünülmeden kopyalanmış, bir saniye bile hissedilmeden yapıştırılmış kelimeler yığını. Ortada bir "iletişim" var gibi görünüyor ama o mesajın içinde ne bir sesin sıcaklığı ne de o kişiye ayrılmış bir anlık emek var.

İşte dün sabah telefonlarımıza düşen o sentetik bayram mesajları, aslında çok daha büyük ve sessiz bir kaybın sadece küçük bir fragmanı. Bizler, hız ve verimlilik uğruna "sürecin kendisini" kaybettik.

Bu kaybı en acı haliyle her hafta üniversitede, o koca amfilerin kürsüsüne çıktığımda görüyorum. Karşımda pırıl pırıl gençler var ama birçoğu zihnen orada değil; onlar dijital çağın amfilere bıraktığı "hayaletler".

Bana teslim ettikleri ödevlere, projelere bakıyorum. Cümleler kusursuz, gramer hatasız, yapısal olarak muazzam bir mantık silsilesi var. Ama o kağıtlarda "öğrenci" yok. O satırların hiçbirinde bir gece yarısı uykusuz kalmanın verdiği o ufak kafa karışıklığı, bir fikri savunurken yapılan o insani mantık sıçraması, o saf "tereddüt" yok. Çünkü o metinleri onlar yazmadı; saniyeler içinde yapay zekâya "taşere ettiler".

22 yıldır bu dijital dünyanın mutfağında, kod satırlarının arasında ömür çürütmüş, o sistemleri bizzat tasarlayan ekiplerin içinde yer almış biri olarak hissettiğim ironi çok ağır. Biz bu algoritmaları; insan zihnini hamallıktan kurtarsın ve bize "düşünmek" için daha çok zaman kalsın diye inşa ettik. Oysa bugün geldiğimiz noktada, angaryayı değil; doğrudan düşünmenin kendisini makinelere devrettik.

Amfilerden çıkıp sektöre adım attıklarında da tablo maalesef değişmiyor. Bugün yazılım ofislerinde gördüğüm manzara, akademiden daha az can yakıcı değil. Yeni mezun meslektaşlarımızda, o kadim "çıraklık" müessesesine karşı inanılmaz bir küçümseme var. Eskiden bir iki yıl içinde, o uykusuz gecelerin ve çözülemeyen hataların verdiği tecrübeyle kod yazabilir, mimari kurabilir seviyeye gelinirdi. Şimdi, her satırda yapay zekâ asistanlarına yaslandıkları için o analitik kasları hiç gelişmiyor. Temel mantığı kuramadıkları için yetkinleşme süreleri uzuyor ama ironik bir şekilde buna tahammül edecek sabırları da yok.

Birinci günden "usta" olmak istiyorlar. Onlara saatlerini ayıran, yazdıkları kodu satır satır inceleyip mesleğin ahlakını, mimarinin inceliklerini öğretmeye çalışan ustalarına, tecrübeli insanlara çok kolay sırtlarını dönebiliyorlar. Vefa ve sabır, tıpkı o kopyala-yapıştır bayram mesajları gibi hızla tüketilen birer detaya dönüşmüş durumda.

Ama bu kolaycılığın faturası çok ağır olacak. Yarın öbür gün, yapay zekâ komutlarıyla kurdukları o devasa sistemler çöktüğünde, karmaşık bir mimari kriz çıktığında; o sorunu çözecek "derinlik" ellerinde olmayacak. Çıraklığını yapmadığınız bir işin, kriz anında ustası olamazsınız.

Öğrenmek dediğimiz şey, tıpkı müzik gibidir. Bir algoritmaya saniyeler içinde teknik olarak hatasız bir blues bestesi yaptırabilirsiniz. Ama o ritmin içine girmek, sahnede o notalara ruh katmak bambaşka bir şeydir. Bas tellerine basa basa parmakların nasır tutması gerekir. O nasır, o ter, o sahnede yapılan ve anında toparlanan ufak hatalar... İşte müziği müzik yapan şey o sürecin ta kendisidir. Yapay zekâ bize o pürüzsüz sesi verir ama parmaklarımızdaki o nasırı, o yaşanmışlığı bizden çalar.

Bilgiye ulaşmakla, "bilgeleşmek" arasındaki o kalın çizgiyi sildik. Hız çağında demlenmeyi, sabretmeyi ve analog bir çaba göstermeyi unuttuk. Tek tuşla bayram kutlayanlarla, tek tuşla ödev yazdıranlar ve çıraklık yapmadan usta olmak isteyenler aynı sentetik evrenin sakinleridir. Ortada bir ürün vardır ama içinde insan yoktur.

Belki de bu bayram sabahı, o kusursuz kopyala-yapıştır mesajlardan birini atmadan önce durup düşünmeliyiz. Kusurlu, devrik cümlelerle dolu ama gerçekten "bizim" olan iki kelime; algoritmaların yazdığı o destanlardan çok daha değerlidir.

Çünkü bizi insan yapan şey sonuçların kusursuzluğu değil; o sonuca giderken döktüğümüz ter, yaptığımız hatalar ve o yolda tuttuğumuz nasırlardır. Tıpkı o amfilerdeki hayalet öğrencilere ve ofisteki sabırsız gençlere söylemek istediğim gibi: Bırakın hatalı olsun, bırakın eksik olsun ama yeter ki sizin emeğiniz olsun.


© Yeniçağ