Türkiye’nin kapısına dayanan BOP yangını
Küresel emperyalizmin patronları ABD ve İsrail’in pervasızlığı dünya barışı için tehdit oluşturmaya devam ediyor. 3. Dünya Savaşı’nı bile göze almış bu iki azgın ülke ve onların gözü dönmüş liderleri İran’a yönelik saldırılarıyla adeta insanlığa meydan okuyorlar. Dünya, özellikle de bölgemiz diken üstünde. Kendi “Yeni Dünya Düzeni”ni kurmak için gözlerini karartan bu insanlık düşmanları, “Büyük Ortadoğu Projesi”ni gerçekleştirmek yolunda çılgınca ilerliyorlar. Projenin Irak ve Suriye adımlarının ardından İran’ı hedef alan saldırılar sonrasında, “Bundan sonra sıra Türkiye’de mi?” sorusu artık daha yaygın ve daha yüksek sesle dillendirilir hale geldi. Bu aslında çevremizdeki büyük yangının alevlerinin artık kapımıza dayandığı acı gerçeğinin bir tezahürü.
Kutsal kitaplarda binlerce yıl önce yazılan kehanetler, bugün adım adım gerçekleşiyor. Nil'den Fırat'a uzanan o harita, sadece bir "efsane" mi, yoksa yüzyıllardır işleyen bir proje mi? Peki, Türkiye bu oyunun neresinde? Ve neden her kehanetin ortasında Türkiye var?
Araştırmacı yazar Ali Kuzu yeni kitabı, “Türkiye Kehaneti ve İsrail’in Yok Oluşu”nda bu soruların peşine düşüyor. Gizli arşivlerden, istihbarat raporlarından ve tarihî belgelerden yola çıkarak hazırladığı bu kitabında sarsıcı bir tablo çizen Ali Kuzu Evangelizm'in görünmeyen etkisi, İsrail'in bölgesel hedefleri ve yaklaşan büyük hesaplaşmayı bütün çıplaklığıyla anlatılıyor.
Türkiye yakın siyasi tarihi, Alevilik, Bektaşilik, derin örgütler gibi pek çok konu üzerine kitaplar kaleme alan Ali Kuzu, "Türkiye Kehaneti ve İsrail'in Yok Oluşu" adlı bu cesur araştırmasıyla da tarihin karanlık sayfalarını aydınlatırken ABD ve İsrail’in dünya barışını hiçe sayan saldırganlıklarının arka planını deşifre ediyor. Okudukça, geçmişin sırlarıyla birlikte geleceğin ipuçlarını da göreceğiniz kitaptaki en ilginç bölüm ise tabi ki, Türkiye kehaneti ile İsrail’in yok oluş senaryosu… Büyük bir merakla okuyacağınızı umuyorum.
“TIK” ODAKLI MEDYA İLE NEREYE KADAR?
Yeniçağ yayın grubundaki Günboyu gazetesinde bir dönem mesai arkadaşlığı yaptığımız gazeteci-Yazar Levent Bulut, medya dünyasının ışıltılı vitrinlerinin arkasındaki çıplak gerçekleri, insan hikayelerini ve toplumsal çelişkileri ele aldığı yeni kitabı "Doğruya Doğru" ile okurlarını derin bir yüzleşmeye davet ediyor. Günümüzün hızla tüketilen, "tık" odaklı medya düzeninde; sükuneti, derinliği ve hakikati arayan bir ses yükseliyor. Levent Bulut’un kaleme aldığı "Doğruya Doğru: Bir Gazetecinin Seyir Defteri", Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık (KDY) etiketiyle okurlara ulaştı.
Levent Bulut’un yeni kitabı "Doğruya Doğru", sadece bir anı kitabı değil; aynı zamanda modern insanın kendine yabancılaşmasına, toplumsal erozyona ve medyanın dönüştürücü gücüne tutulmuş keskin bir ayna niteliği taşıyor. Bulut, mesleki tecrübelerini bir "seyir defteri" titizliğiyle aktarırken, okuyucuya şu can alıcı soruyu soruyor:
“Bu gürültülü, bu aceleci, bu sahte vitrinlerin arasında, sizin o kimselere duyuramadığınız sessiz türkünüz ne?”
Kitapta şu temaların öne çıktığı dikkat çekiyor:
Maskesiz Gerçeklik: Yazar, "İnsan, yaşadıklarının toplamı değil; yüzleşebildiklerinin sonucudur" diyerek, okuru kendi içindeki "sağlam duvarları" bulmaya zorluyor.
Medya ve Etik: Bir gazetecinin gözünden, haberin ötesindeki insanı görme çabası ve dijital çağın getirdiği duygusal kopuşlar.
Toplumsal Reçeteler: Günlük hayatın koşuşturmacasında unutulan "göz göze bakma" ve "gerçekten nasılsın?" diye sorma nezaketinin yeniden keşfi.
(*Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık)
Yayın yelpazesini muhteşem eserlerle genişleten Ötüken Neşriyat, “Atları da Vururlar”ı okurla buluşturdu. Konusu 1930’ların Amerikası’nda, Büyük Buhran’ın gölgesinde geçen efsane roman “Atları da Vururlar”, insanlık dışı dans maratonlarının acımasız dünyasını gözler önüne seriyor. İşsizlik ve ekonomik çöküntünün hüküm sürdüğü bu dönemde, hayatta kalmak için son çarelerden birisi olarak başvurulan bu yarışmalar, katılımcıların fiziksel ve ruhsal sınırlarını zorlamalarıyla meşhurdu. Horace McCoy’un kaleminden çıkan “Atları da Vururlar”, zalim bir dans yarışmasının iç yüzünü anlatmanın ötesinde, kapitalizmi ve toplumun acımasız yüzünü de eleştiren güçlü bir eser. Roman, okuyucuyu, hayatta kalma mücadelesinin en sert ve en gerçekçi hâllerinden birisiyle yüzleştiriyor. Bu kısa ama etkileyici kitap, insan doğasının karanlık yönlerini keşfetmek isteyenler için unutulmaz bir okuma deneyimi sunuyor.
