“Eğer” olursa, eğer varsa; olası ABD-İran anlaşması üzerine düşünceler
“Eğer” olursa, eğer varsa; olası ABD-İran anlaşması üzerine düşünceler
Bu yazının kaleme alınmasını mümkün olduğunca geciktirdim. Malumunuz, ABD-İran Anlaşmasının imzalanması bekleniyor. O kadar çok spekülasyon ve farklı ses var ki tam bir belirsizlik havası hâkim sahalara. Trump, 80. yaş gününü Washington’da sadece kafes dövüşü ile kutlamak ile yetinmek istemiyor. Şöyle bir “barış getiren başkan” olma halini yücelten ve ABD’yi İran’da girdiği çıkmazdan çıkaracak anlaşma ne güzel olur. Kafes dövüşçüleri birbirlerinin üstüne atlarken, Trump, Ortadoğu’da barışın mimarı olarak taçlanır. Bu kitsch sahnenin hayalini kurduğundan eminiz ABD başkanının ve anlaşmayı bir zafer anlaşması olarak ABD kamuoyuna sunmak istediğinden de. Keşke tamamlanmış bir metin üzerinden konuşabilsek ve gerçekten bu anlaşmanın ABD için bir zafer temsil edip etmediğini söyleyebilseydik.
ZAFER İHTİYACI TAVİZ GEREKLİLİĞİ
İki tarafın da zafer ilan etmeye ihtiyacı var, açıklamalar da bu yüzden iki tarafın zafer ilanını kolaylaştırır şekilde geliyor. Bu arada Reuters’e, Al Arabiya ve Al Jazeera’ya yansıyan haberler, kesin olmayan adı açıklanmayan yetkililerin sözlerine dayalı haberleri alt alta koyduğumuzda iki tarafın da belirli kazançlar elde ettiğini görüyoruz, tabi belirli tavizler verdiklerini de. Şu anda elinde Hürmüz ve Nükleer mevzu gibi iki güçlü kart tutan İran’ın verdiği tavizler beni daha çok ilgilendiriyor. İki nedenle: Bir; savaş bölgede oldu ve İran’ın altyapısına yönelik saldırı gerçekleşti ve iki; savaş hala devam ediyor. İsrail, Lübnan’daki savaşta stratejik ve taktik ilerlemeler kaydetti (direnişi ortadan kaldıramasa da). Bu sadece İran için ortaya çıkan maddi zarar ya da insan kaybı anlamına gelmiyor. İran, tüm kapasitesine ve müzakere masasına oturmasına rağmen vuruldu, yani ileride savunma üzerinden geliştirdiği caydırıcılığı işe yaramadı demek. Tahran, ABD ile bir anlaşmaya varır ve kendisine yönelik saldırıları bir koşula bağlanmadan durdurursa İran’ın caydırıcılığı işlemese de beka stratejisi işledi demek. Peki İran yeni bir caydırıcı strateji bu anlaşma üzerinden kotarabilecek mi? Bu o kadar kilit bir soru ki. Muhtemelen Tahran’da bu soru soruluyor. Bu yüzden cumartesi günü bir hareketliliğin yaşandığı basına yansıdı. Görüşülen anlaşmanın bazı hükümlerine sertlik yanlılarının ve devrim muhafızlarının bir kısmının itiraz ettiği söyleniyor. Tabi karar dini liderin evet dediği yani muhtemelen yakın olduğu kesimlerle (sertlik yanlıları ve devrim muhafızları dahil) istişare ettiği bir kazanç olacak. Sertlik yanlılarının neden itiraz ettiği anlamak zor değil, Hürmüz’deki elin gevşemesi ve nükleer yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumun seyreltilmesi kararları önemli tavizler karşısında verilip, İran’a zaman kazandırsa da eldeki iki güçlü kartın masaya konulması demek. ABD için hikâye çok daha basit; savaş amacı yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum ile ilgili aciliyeti ortadan kaldırıp, İran’ın nükleer silah geliştirmesini -anlaşılan bir zor kullanma ve anlaşma aracılığı ile- önlemek ise bu süreç ABD için bu sonucu getirdi diyebileceğiz.........
