Marksist düşünce ve Apocu düşünce diyalektiği
Marksistler “parti olmayan parti”, “devlet olmayan devlet” ve “ulus olmayan ulus” paradigmalarını teorik açıdan Apocularla birlikte savunacak arka plana sahiptirler. Bu paradigmalar her iki düşünce sisteminde bana göre ortaktır.
“Parti olmayan parti” ne demektir? İşçi sınıfının ve tüm emekçi halkın “çıkarları” dışında kendine ait hiçbir çıkarı olmayan parti demektir. Komünist Manifesto komünistlerin işçi sınıfının dışında ayrı bir “parça” (part) yani ayrı bir “varlık” olmadığını söyler. Öcalan son İmralı notlarında Dem Parti’nin yenilenme sürecinde “parti olmayan parti” düşüncesini dile getirmiştir.
Ne yazık ki, “demokratik” dense de “merkeziyetçi” devrimci partilerde, zamanla “yönetici-bürokratik bir kast” ortaya çıkmış ve bu kastın çıkarları sınıfın çıkarları yerine ikame edilmiştir. Sorun anti-komünist saldırılara karşı “merkeziyetçi” savunma ihtiyacından doğmuştur.
“Devlet olmayan devlet” nedir? Bir sınıfsal azınlığın ya da (öncü olduğu için) bir siyasi parti azınlığının ya da bir erkek egemen bürokratik kastın değil, kadın-erkek “bütünsel” emekçi halkın “devlet biçiminde örgütlenmesidir.” Lenin buna, ülkede sömürücü sınıfların tasfiyesi boyunca sürecek olan “proletarya diktatörlüğü” adını vermiş, “sınıf çelişkilerinin sona erdiğini” düşünen sonraki Sovyet Partisi bu devlete “halkın devleti” demiştir.
Ne yazık ki, devrimi yapan proletaryanın (somut olarak Sovyetlerin) sosyalizme hazır olmaması, “proletaryanın devlet biçiminde örgütlenmesi” yerine “partinin devlet biçiminde aşırı merkeziyetçi örgütlenmesi”ni “karşı-devrimi” önleyici bir savunma zorunluluğu olarak kaçınılmaz kılmıştır.
Tüm halkı aşağıdan yukarıya olarak inşa etmek
Öcalan ise politik devrimden önce “yerellerde komünalist hayat içinde (sosyalizmi kuran değil) sosyalizme hazırlanan halkın (ama erkek halkın değil, bütünsel kadın-erkek halkın) devrimle birlikte “adem-i merkeziyetçi devlet biçiminde örgütlenmesini” önermiştir.
“Ulus olmayan ulus” nedir? Gerçekte “ulusu olmayan” nüfusun küçük azınlığı burjuvazinin sınıf farklarını perdeleyerek egemenliğini sürdürmek amacıyla “özellikle erkek egemen etnik çoğunluğu” yukardan aşağıya “ulus” olarak inşa etmesine karşılık, farklı uluslardan, dinlerden, kültürlerden ve cinsiyetlerden tüm halkı aşağıdan yukarıya “kadın-erkek bütünsel ulus” olarak inşa etmektir.
Marks burjuvazinin tasfiyesinden sonra, proleterleşmenin tüm nüfusu kaplayarak “proletaryanın ulus” haline geleceğini, yani burjuvazinin inşa ettiği ulusun yok olacağını söylemiştir. Belli bir aşamadan sonra gerek Sovyetler’de ve gerekse Bulgaristan’da “sosyalist ulusun” gerçekleştiği ilan edilmiştir.
Sosyalizme hazır olmadığı için devlet biçiminde örgütlenemeyen sosyalist ülke halkları, ne yazık ki “sosyalist ulus”a da dönüşememiştir.
Öcalan ise “ulus olmayan ulusu” “demokratik ulus” olarak adlandırmış ve bu demokratik ulusun politik devrimden önce, yerellerdeki “komünalist devrimci süreç” içinde gerçekleştirilmesi stratejisini önermiştir. Komünalist devrimci süreç içinde oluşacak “demokratik ulusun” “sömürücü sınıf ile sömürülen sınıfın ortak ulusu” olmayacağı, olamayacağı “komünün” ne olduğunu bilenler için çok açıktır.
Sonuç olarak, Öcalan öncesi Marksist ya da komünist hareket “parti olmayan parti”, “devlet olmayan devlet” ve “ulus olmayan ulus” paradigmalarını savumuş ancak bunları hayata geçirmekte başarısızlığa........
