Fon krizi mi, borsa balonu mu, yoksa kapitalizmin krizi mi?
Türkiye ekonomisi, bazılarının “Fon Krizi/Borsa Balonu”, bazılarınınsa “Çağın Vurgunu/Manipülasyonu” olarak adlandırdığı ciddi bir finansal alt-üst oluşla çalkalanıyor. Bunlar, mevcut durumun belli yanlarını ön plana çıkardıklarından, tam olarak ne olup bittiğini anlatmaya yetmiyor. Bunun için, krizin sistemik boyutlarını da ele almak gerekiyor. Bu yazıda, krizin kapitalist sistem ile olan bağını kurmaya çalışacağım. Bu yüzden de bu krizi; “Kapitalizmin Krizi” olarak adlandırmayı uygun buluyorum.
Önce krizin çapından söz edelim. Basında yer alan haber ve yorumlara göre, krizin kapsamında toplam 131 yatırım fonu var. Bu fonların toplam büyüklüğü, TEFAS (Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu) (1) kapsamında işlem gören toplam fonların onda biri gibi oldukça yüksek bir orana sahip. Bu 131 fonun sahibi ise yedi portföy yönetim şirketi. Yani krizin merkezinde yedi büyük portföy yönetim şirketi var: AI Capital, Atlas Portföy, Bulls Portföy, Hedef Portföy, Pardus Portföy, Pusula Portföy ve Tera Portföy.
Ekonomim Gazetesi’nden Ş. Turhan’ın hazırladığı habere göre, bu yedi şirkete ait toplam 222 yatırım fonunun portföy büyüklüğü 1 trilyon lirayı, yatırımcı sayısı ise 934 bini aşıyor. (2)
Bu fonlardan 131’ine ilişkin olarak Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tasfiye kararı aldı. Bu fonlarda işlem yapan yatırımcı sayısı 511 bin civarında. Tasfiye edilen bu fonların en büyükleri; TLY Tera Portföy Birinci Serbest Fonu (243,6 milyar lira) ve TP2 Tera Portföy Para Piyasası Fonu (224,4 milyar lira). Yani iki büyük fonun riski neredeyse yarım trilyon lirayı buluyor.
Bir süredir manipülasyonla şişirilen bu fonlarda yaşanan büyük çaptaki likidite sıkıntısı (temerrüt) sonrasında, bu yatırım fonlarından iki günde 149,3 milyar lira net para çıkışı yaşandı. Bunun sonucunda; bu fonların bünyesindeki borsada işlem gören hisselerin fiyatları hızla çakıldı ve BİST yüzde 6’ye yakın bir değer kaybetti.
Nitekim, SPK’nın tasfiye kararı verdiği fonların portföylerindeki hisselere bakıldığında; bazı hisselerde fonların elindeki payın fiili dolaşımın yarısından fazlasına ulaştığı görülüyor. Bu durum fon batışlarının neden olduğu domino etkisini de ortaya koyuyor.
Toplam zararın yaklaşık 980 milyar lirası doğrudan ya da dolaylı olarak (para piyasası ters repo teminatı üzerinden) manipülasyon ile değeri şişirilmiş 15-20 hisseden kaynaklanıyor. Bu hisselerin ancak yüzde 5 ila 10’unun nakde çevrilerek kurtarılma ihtimali var (yani büyük bir kısmı fiktif ya da kurgusal para niteliğinde). (3)
SPK, yedi şirketin 131 fonunu tasfiye etme kararı alırken, Merkez Bankası (TCMB) likidite sıkıntısını aşmak için teminatları gevşeterek limitleri artırdı. T. Varlık Fonu (TVF) ise Borsa İstanbul’da (BİST) en büyük alıcı oldu. (Bu noktada TVF’nin yaptığı bu alımlardan oluşan zararın gelecekte kimlerin sırtına yıkılacağı önemli).
Ayrıca TCMB, miktar yöntemiyle; 22 Eylül vadeli 150 milyar lira ve 24 Eylül vadeli 150 milyar lira tutarında iki repo ihalesi açtı. İhalelere miktarın üç katına yakın talep geldi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu da (BDDK) aldığı karar ile halka açık bankaların hisse geri alımlarının çekirdek sermayeden düşülmeyeceğini açıkladı. Açıklamaya göre bu hisse senetleri kredi riskine ve piyasa riskine esas tutar hesaplamasına dahil edilmeyecek. Böylece bankaların sermaye yeterliliği oranı hesaplamasında esneklik tanındı. Bu açıklamanın ardından, bankacılık hisselerine sert alımlar geldi. BIST 100 endeksi günü yüzde 3 artışla (13.510 puandan) sonlandırdı.
Ayrıca bazı Fon ve Portföy yöneticisi şirketlerin sahipleri ve yöneticilerine ilişkin hukuki işlem başlatıldı. Aralarında bir zamanlar Saray’ın gözde ekonomistlerinden olan biri akademisyenin de bulunduğu bazıları ise göz altına alındı. (4)
Kârlar Özelde Kalırken Zarar Sosyalleştiriliyor mu?
Kısaca, kapitalist kural değişmedi: kârlı zamanlarda kârlar özel sermaye sahiplerinde kalırken, zarar zamanlarında bu zarar tüm topluma ödettirilir. Bu olayda bunun böyle olup olmadığını; devletin bu fonların sahiplerine ilişkin tutumu ve zarardaki yarım milyonu aşkın yatırımcının zararının telafi edilip edilmeyeceği ile test edeceğiz.
Fon ve Borsadaki bu çöküşün nedenlerini birçok ekonomist; regülasyon eksikliğine (SPK ve BDDK’nın denetleme ve düzenleme eksikliklerine) bağlarken, hepsinin ortaklaştığı konu bunun tam bir manipülasyon eylemi olduğu.
Aslında, 4 Kasım 2025’te Maliye Bakanı manipülasyondan söz etmiş ve buna izin vermeyeceklerini söylemişti. (5) Keza bu fonların TEFAS’a açılmasına izin veren, bu şirketlere şişirme değerleme raporlarıyla halka arz izni veren bir SPK yönetimi söz konusuydu.
Nitekim, 4,5 senelik süre içerisinde bir fonun değeri 524 kat arttı. Yani bu fona 1 milyon lira yatıran birinin parası 524 milyon lira oldu. Sonra SPK’ya baş vuruldu ve SPK’dan bu fonun vatandaşa satılmasına izin çıktı (6).
“Regülasyon Eksikliği ve Manipülasyon”
Ayrıca, fiktif fiyat oluşumunun içinde yer alanlar ve fonları tasfiye edilecek yedi portföy yönetim şirketinin sahipleri arasında dört bankanın var olması (hatta içlerinde banka izni almadan önce kara para soruşturmasında adı geçenlerin bile var olduğu iddia ediliyor) bu bankalara bu izinlerin ne zaman ve kimler tarafından verildiğini de sorgulamayı gerektiriyor.
Tüm bunlar, devasa bir manipülasyon ile birlikte büyük çapta organize bir finansal dolandırıcılık faaliyetinin söz konusu olduğunu gösteriyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek ise krizin nedenleri konusunda herhangi bir şey söylemezken, krizin sistemik bir kriz olmadığını, bu nedenle de endişe edilecek bir hususun olmadığını açıkladı.
Oysa bu gelişmeler çok sayıda ekonomik gelişmeyi etkileyecek. Bir yandan birikimlerinden olan yarım milyondan fazla (ağırlıklı olarak küçük yatırımcı) mağdur olurken, diğer yandan borsadan ve fonlardan çıkan para, alternatif yatırım araçları olarak faize, dövize ve altına yönelecektir. Bu da başta enflasyon, işsizlik ve döviz kuru olmak üzere çok sayıda makroekonomik değişkeni daha da kötüleştirecektir.
Oysa tüm bu gelişmeler soyut bir ortamda yaşanmadı, aksine küreselleşmiş bir kapitalist sistemin parçası olan Türkiye ekonomisinin finans piyasalarında oluştu ve yaşandı. Özellikle de son 40 yıldır dünyada egemen olan neo-liberalizmin ve son 23 yıldır bu ülkeyi neo-liberal ideolojiye bağlı olarak yöneten siyasal iktidarın bu olup bitenle yakından ilgisi var.
Çünkü neo-liberalizm insanları sadece aşırı bencil, bireyci, toplumsal çıkarlardan uzak aktörler haline getirmedi. Aynı zamanda bir zamanlar ekonominin emrinde olduğu kabul edilen finansı, ekonominin ve insanlığın efendisi yaptı. Mevcut iktidar da bundan hiç rahatsız olmadığı gibi, bunu iktidarda kalmanın bir yolu olarak gördü. (Aksi halde İstanbul Finans Merkezi projesi nasıl savunulabilirdi?)
Bu yüzden, bu krizi sadece finans sermayenin aç gözlülüğü, insanların kolay para kazanma arzusu; buna karşılık devlete ait SPK, BDDK gibi denetleyici kuruluşların yetersizliği ve bütün........
