menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nin iktisadi analizi

25 0
thursday

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla hazırlanan 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi TBMM Başkanlığına sunuldu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz 21 Ekim günü sunum yaptı ve ardından Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerinin hazırlığı için bir hafta ara verildi. Bütçenin geneli üzerindeki görüşmelerin 27 Ekim günü yapılması, bakanlık ve kamu kurumlarının bütçe görüşmelerinin ise 27 Kasım günü tamamlanması planlanıyor. Komisyon sürecinin ardından teklif TBMM Genel Kurulunda görüşülecek.

“Fon vurgunu” olarak da tanımlanan ve borsalar başta olmak üzere, finans sektörünün bütünü üzerinde önemli tahribata yol açan krizin ortasında TBMM’ye gelen bütçe teklifinde; net bütçe gelirlerinin 23 trilyon 150 milyar TL’ye (vergi gelirlerinin 22 trilyon 139 milyar TL’ye, harcamaların ise 27 trilyon 276 milyar TL’ye ulaşması öngörülüyor. Böylece bütçe açığının 3 trilyon 868 milyar TL ve bunun milli gelire oranının %3,5 olması; faiz giderlerinin ise 3 trilyon 975 milyar TL’ye (yüzde 3,5) çıkması bekleniyor. (1)

Kaynak: T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (2026). 2026 Yıllık Ekonomik Rapor, “Temel Ekonomik Göstergeler” tablosu, s. 100.

Bu Bütçe Emekçilere Kemer Sıktıran Bir Bütçe!

Yani bu yıl yüzde 3,1 olan bütçe açığının 2027’de yüzde 3,5’e, ancak 2028 yılı sonunda yüzde 3,1’e ve 2029’da yüzde 2,8’e düşürülmesi amaçlanıyor. Bunun anlamı önümüzdeki üç yıl içinde, göreli olarak daha az kamu harcamasının (özellikle de daha az sosyal harcama) yapılmasına ve/veya daha fazla vergi alınmasına devam edileceğidir.

Nitekim dar anlamdaki vergi yükü (sosyal güvenlik primleri hariç) 2026 yılında yüzde 17,1’den 2027’de yüzde 17,9’a, 2028’de yüzde 18’e ve 2029 yılında yüzde 18,1’e yükseltiliyor. (2) Geniş anlamdaki vergi yükünün ise bu yıl yüzde 24,3’ten önümüzdeki üç yılda aşamalı olarak yüzde 25,1’e kadar yükseltilmesi hedefleniyor. (3)

Siyasal iktidar genelde sermayeden vergi almayı tercih etmediği için, bu vergileri ağırlıklı olarak halktan toplayacaktır. Son zamanlarda benzin, motorin, LPG ve alkollü içkiden alınan vergilere yapılan zamlar bunun bir kanıtı. Bu yüzden de bu bütçeyi halktan yana değil, halka daha fazla kemer sıktıran bir bütçe olarak nitelendirmek daha doğru.

Benzer bir durum bütçenin harcamalar tarafında yaşanacaktır. Öyle ki hedeflenen bütçe giderleri milli gelirin yüzde 23’üne denk düşüyor. Bu oranın ¼’ün dahi altında olması, özellikle de ciddi ekonomik kriz dönemlerinde, sosyal devletin  büyük ölçüde ortadan kaldırıldığının ve iktidarın ekonomik krizi, başta işçiler olmak üzere, topluma kemer sıktırarak aşmaya çalıştığının bir göstergesidir.

Neo-Liberal Otoriterliğin Kaçınılmaz Sonucu

Bu durum zamanla ortadan kalkabilecek geçici bir olgu değil, aksine neo-liberal siyasal İslamcı otoriter rejimin bir sonucudur. Diğer yandan, mevcut durumda ekonomik büyümenin yeniden canlandırılabilmesi için ekonomide toplam talebin artırılması gerekiyor. Özel sektörün ekonomik kriz dönemlerinde yeni yatırımlar konusunda temkinli davranması nedeniyle bu iş de devlete düşüyor.

Buna karşılık, Merkezi Yönetim Bütçesinden bu yıl Ocak-Eylül döneminde yapılan toplam 13 trilyon 565 milyar TL’lik harcamaya karşılık, yatırımlara ayrılan kısım sadece 583 milyar TL’de kaldı.

Bir başka anlatımla, devlet yeni yatırımlar yaparak yatırım açığını kapatabilir. Bunun neden olabileceği bütçe açığı ise başta rantiye sınıfı olmak üzere, sermaye sınıfından ve genel olarak zenginlerden daha fazla vergi alınarak kapatılabilir. Ancak pratikte büyük devlet harcamalarının bu biçimde fonlanması sermaye sınıfının kolay kolay kabul edebileceği bir yol değil.

Enflasyonla Mücadele Programı Yine Emekçilerin Omuzlarında

İktidar Bloku enflasyonla mücadelede maliye politikasını asıl olarak emekçilerden daha fazla vergi almak yönünde kullanıyor.  Yani adil ve dengeli bir maliye politikası yerine, müdahale aracı olarak esasta yüksek faizi içeren sıkı para politikasını tercih ediyor.

Oysa sıkı para veya maliye politikaları enflasyonu düşürebilir ama aynı zamanda da işsizliği körükleyerek işçilerin toplu pazarlık gücünü azaltır. Dolayısıyla bu politikalar, işçi sınıfı açısından tarafsız olmayan, gelir ve serveti emekten alıp sermayeye veren adaletsiz bölüşüm politikalarıdır. Nitekim uzunca bir süredir finansal piyasaların, bankaların, sigorta şirketlerinin ve genel olarak finans kuruluşlarının özellikle de spekülasyona dayalı kârları artmaya devam ediyor.

Özetle, yüksek enflasyon koşullarında, emekçi sınıfların yaşam standardını korumaya dönük ve enflasyonu körükleyen sermayedar sınıfların vergilendirilmesini esas alan (rant ya da servet vergisi gibi) vergi/maliye politikaları uygulanmalıdır.

Memurlar ve Memur Emeklilerinin Durumu: Yoksulluk, Ayrımcılık, Dibe Doğru Yarış

Bir hükümetin gerçek önceliklerini anlamanın en iyi yolu, bütçe kaynaklarının dağılımını incelemektir. Çünkü söylem ve vaatlerin ötesinde, harcama kalemlerine ayrılan paylar politik tercihlerin en somut göstergesidir. Bu çerçevede 2026 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Gerekçesine........

© Yeni Yaşam