Teşbihte hata olur…
Bu sözün aslını biliyorsunuz. “Teşbihte hata olmaz” denir. Yani “benzetmede hata olmaz.” Teşbih, Batı felsefesinde analoji denilen düşünme yönteminin, Osmanlı belagat geleneği ve medrese kültüründeki karşılığıdır. Grekçe kaynağında analoji, iki şeyden çok iki ilişkinin birbirine benzemesinden hareketle yeni bir olguyu, bilinene bakarak anlama çabasıdır. Fakat “teşbihte hata olmaz” demek tam olarak ne demektir? Belagat kültüründe, benzetilenlerin her yönüyle aynı olmasının gerekmediği anlamına gelir. Birine “aslan gibi” demek, onun bir hayvan olduğunu değil, aslana atfedilen “korkusuzluk” niteliğine sahip olduğunu anlatmakla ilgilidir. İlk yakıştırmanın, benzetmeden dışlanmasına dairdir. Tam tersi yorumlar da var: Eskiden bu ifade “teşbih hata kaldırmaz” anlamına gelirken, yaygınlaştıkça “benzetmek serbest, at atabildiğin kadar” diye de düşünülmeye başlanmış ve klasik dikkat ilkesi gömülüp gitmiş, besbelli. O yüzden teşbihte ya da özgün kökeninde dendiği şekliyle analojide hata olur ve olmaya devam ediyor.
Dahası, mesele yalnızca analojinin hatalı olmasında, benzetileni benzediğiyle özdeşleştirmekle yetinmekle de sınırlı değil. Aynı zamanda, benzetileni benzettiğinin yerine koymak ve ötekinde olup da onda olmadığını sandığı özellikleri bir çeşit anormallik olarak kategorize etmekle devam ediyor. O zaman işler iyice içinden çıkılmaz hâle geliyor.
Bu tür analojileri “İmralı Görüşmeleri” başladığından beri giderek daha sık işitiyoruz. En çok, Kürt sorununun bilinen ve bizdekinin aksine çözümle sonuçlanan başka tarihlerdeki ve toplumlardaki ulusal sorunlarla benzetildiğini görüyoruz. Buradan hareketle başlayan tartışma, çözümle sonuçlanan vakadaki olaylar sıralamasının burada gerçekleşmesini önleyen sebep ortadan kaldırılırsa sonucun da onlara benzeyeceği iddiasıyla bitiyor. PKK-IRA/DEM Parti-Sinn Fein ilişki benzetmeleri ilk akla gelenlerden.
Bunun son örneği, Perspektif’te yayımlanan Adnan Boynukara’nın “Vesayetten Siyasete: DEM Parti’nin Tarihi Sınavı” başlıklı makalesi. 2013-2015 Çözüm Süreci’nin AKP ve Erdoğan tarafının teknisyenlerinden Adalet Bakanlığı görevlisi Boynukara Nefes’teki yazısında şöyle diyor:
“PKK’nın bıraktığı hasar derin ve kalıcı, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da. Bu dönemin her aşaması farklı acılarla dolu. Konu siyasi geleneğin tutumu olunca, iki somut örnekten bahsetmemek olmaz. İlki, devletin fonksiyonlarını doğrudan hedefleyen ve örgüt talimatıyla yapılan “öz yönetim” ilanlarıdır. İkincisi, “Kıra Dayalı Şehir Gerillacılığı” projesinin uygulanması ve şehirlerde ortaya çıkardığı vahim sonuçlardır. Bu iki girişimin bedelini kararları verenler değil, o şehirlerde yaşayanlar ödedi.
“Peki bu tablonun sorumluluğu kime ait?
“Bu tablo yalnızca terör ortamının kaçınılmaz sonucu değil, örgütün bilinçli tercihlerinin ürünü. DEM’in içinden çıktığı siyasi gelenek o günlerde bu iki projenin de karşısında durmadı. Sonrasında bu duruma ilişkin sahici bir özeleştiri de yapılmadı. Özeleştiri olmadan bu kapı kapanmaz. DEM Parti bu gerçeklikle nasıl yüzleşecek?
“Bu sorunun cevabını ararken aklıma hep aynı örnek geliyor: IRA’nın Sinn Féin’e dönüşümü. O........
