Yanlışta ısrar sadece zararı büyütür…
Uluslararası ilişkilerde devletlerin güvenirliğini, dolayısıyla itibarını belirleyen en önemli ölçü dış ilişkilerindeki tutarlılığı olsa gerek. Şimdilerde Trump yönetimindeki ABD dış politikası, aslında emperyalist-kapitalist sistemin saldırgan özüne uysa da orta çağın krallıklarını, padişahlıklarını aratmayan kötülükleriyle çağ dışı bir örnek. Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin dış ilişkileri ise Trump’tan çok daha önce başlayan zikzakları ve çelişkileriyle bence ikinciliği kimseye kaptırmaz.
Son 20 yıllık dönemde NATO üyesi bir ülke olmasına rağmen Rusya’ya Akkuyu Nükleer santralini sunması ve ardından Rus S-400 füze sistemini satın alması, Rusya’yla iyi ilişkiler sürdürürken Ukrayna’ya İHA-SİHA satması, Libya’da “dostu” Kaddafi’ye yönelik operasyona savaş gemileriyle destek vermesi, Mısır’da darbeci diye görüşmediği iktidarla kısa süre sonra kol kola girmesi, İsrail’i en yüksek perdeden eleştirirken ticareti, hatta demir çelik sevkiyatını sürdürmesi, Irak’tan yasadışı petrol sevkiyatı nedeniyle uluslararası mahkemelerde büyük tazminatlara mahkum edilmesi, kendi ürettiği uçak ve silahlarla övünürken ikinci el savaş uçağı satın almak için kapı kapı dolaşması gibi çelişkilerin sonu gelmiyor. Bunları iç kamuoyunda perdelemeyi başarsa da uluslararası kamuoyunda ciddiye alınmadığımızı ve güvenilirlikte dibe vurmuş durumda olduğumuzu söylemek mümkün.
Bu çelişkilerin belirgin sonuçları ise Suriye’ye yönelik dış politikada görünür oluyor. “Kardeşim Esad” söyleminin ardından rüzgâr değişince ABD ile beraber şeriatçı IŞİD ve türevlerine destek vermesi, Salih Müslim’le görüşmeler sürerken bir günde YPG’nin terör örgütü olarak ilan edilmesi gibi keskin dönüşler,........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin