İsrail’in teolojik takıntıları ve bu takıntıları İsrail’e takarak dünyayı felâkete sürükleyen yorumcular
İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasıyla başlayan son savaş yalnızca askerî bir hesaplaşma değil; aynı zamanda anlamlar, semboller ve kutsal referanslar üzerinden yürüyen bir zihinsel savaş. İsrail ve ABD’nin konvansiyonel savaş kurallarının tamamını ihlâl ederek başlattıkları bu savaşın ilk saatlerinde gelen açıklamalarda dikkat çeken husus, çatışmanın sadece güvenlik ve caydırıcılık diliyle değil, teolojik göndermelerle de çerçevelenmesidir.
Bu bilmediğimiz bir şey değildi gerçi. İsrail’in varoluş sebebi ve tarzı hiçbir zaman kendi teolojik kehanetlerinin dışına çıkmadı
. Hep deriz, bütün dünyaya laikliği tam bir pranga gibi dayatırken kendileri neredeyse kutsal kitaplarının içinde yaşamaya başladılar.
1. Dünya Savaşının ardından kurdukları dünya tam da kutsal kitaplarının kendilerine yazdığı senaryoyu hayata geçirmeye yarayan bir sahneden ibaret.
Bu sahnede dost, düşman, müttefik hepsi kendi dinlerine hizmet edecek şekilde tanımlanmış ve rolleri ona göre yazılmış durumda. Bu durum hiç kimsenin beklemediği anda, anlam verilemeyecek şekilde bazı olayların ortaya çıkmasının temel sebebi. Görünürde ezberlediğimiz uluslararası teorilere göre yürüyen bir savaş vardır ve birçok uluslararası taraf saf saf arabuluculuk teşebbüsünde bulunur veya taraflara itidal ve sağduyu çağrısında bulunur, diplomatik yolları işaret eder.
Oysa konunun aslında bambaşka bir düzeyi var ve bu düzey şimdiye kadarki uluslararası ilişkiler teorilerinin veya analizlerinin çok da önemsemediği, varlığına inanamadığı bir düzey. Varlığına inanamıyor çünkü inanılması gerçekten zor.
Abdullah el-Muhaysini
, akıl ve stratejik mantığın bir savaşa giren aktörün, cephe sayısını genişletmeyi değil azaltmaya çalışmasını öngördüğüne dikkat çeker. Bununla Tahran’ın ilave baskı ve yeni çatışma alanları doğuracağını bilmesine rağmen neden Körfez’i hedef almakta olduğunu sormak için yapar. Gerçekten İran’ın da bu savaşta yeterince rasyonel davrandığını söylemek zor. Onun da teolojik gerekçeleri rasyonel gerekçelerinden daha fazla.
Ama İran ne kadar teolojik davranırsa İsrail kadar davranamadığını söylemek mümkün.
İsrail’in de bu savaşta asıl motivasyonunu kendisi için daha güvenli bir alan oluşturmak olduğunu söylemek mümkün değil.
Neticesinde en garantili güvenlik duvarı dostların artırıldığı, düşmanın azaltıldığı bir siyasetle kurulabilir.
Oysa İsrail ve ABD’nin bu süreçte düşmanlarını daha da arttırdığı, insanlarda kendilerine yönelik kini ve öfkeyi sürekli biriktirdiğini görmemek mümkün değil. Bu rasyonel bir siyasal analizde hemen görülebilecek bir durum. Bunu İsrail ve ABD görmüyor olabilir mi? Görmemeleri mümkün değil, ama zaten bu savaşa onları yönlendirenin rasyonel gerekçelerden ziyade teolojik ve duygusal gerekçeler olduğunu söylememizin sebebi de bu.
İsrail siyasal söyleminde zaman zaman başvurulan bu tarihsel-dini referanslar, son açıklamalarda daha görünür bir hâl aldı.
Özellikle başta Netanyahu olmak üzere bütün İsrail savaş söyleminde artık alışıldık hale gelen “Amalek” göndermesi, sembolik bir dil........
