menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Afganistan’a işlemeyen habercilik etiği, self-oryantalizm sorunu ve Taliban’ın sorumluluğu

30 1
02.02.2026

Edward Said’in Haberlerin Ağında İslam’la ilgili batılı fantezileri ve algıları ele alışının üzerinden 45 yıl geçmiş. Kuşkusuz bu tür algılar 45 yıl önce başlamış da değil. Oryantalizm nihayetinde Batılıların doğu ile ilgili algılarının, tahayyüllerinin, edebiyatlarının toplamını oluşturuyor. Bu toplamın Batılı sömürgecilik için operasyonel bir araca dönüşmesi, sömürgeciliğin bir keşif kolu gibi çalışması, bilgi ile iktidar arasındaki trajik denklem sayesinde mümkün olmuştur. Görünürde masum bilgilenme amaçlı ilgiler bile kendi beklentilerine, fantezilerine göre tanımlamaktan dolayısıyla iktidar üretmekten geri duramıyor. O yüzden en masum bilgilenme haliyle bile oryantalizm masum kalamıyor.


SORUN BU ORYANTALİZMİN BİZİ DE ETKİLEYECEK HALE GELMESİ

Yani Batılıların bizim hakkımızda ürettiği bilgiyi bizim de benimsiyor olmamız. Onlar bizi nasıl görüyorlarsa kendimizi öyle görmemiz, hangi pencereden bakıyorlarsa oradan bakmamız. Bize kötü bir haberim var ki biz bugün oryantalizmi o kadar derinden benimsemiş ve içselleştirmişiz ki, artık kendimiz hakkındaki bilgiyi bile 3. Şahıslar hakkındaki bilgi olarak görüp üretmeye başlamışız. Doğulu toplumlar hakkında tam da bu tanımlayıcı dili üzerimize kondurmuyoruz bile. Çünkü biz kendimizden o kadar geçmiş, kedimizi o kadar Batıda konumlandırıyoruz.

Dikkat edin yalnız, Batılılaştık demiyorum, Batılı gözlüğü takındık ve kendimizi üçüncü şahıslar gibi görüp oryantalizmin gözüyle görüyoruz diyorum. Oryantalizmin öylesine bir içselleştirmesi için uzun bir zaman geçti üzerimizden, uzun bir uygulama dönemi ve süreci, bizi fena halde tesviye eden bir süreç. Yazık ki Müslümanlarımız bile bu bakış açısından azade olamıyor.


AFGANİSTAN ŞÖYLE BİR BAKIŞI HAK ETMİYOR MU?

Bugün küresel hegemonyasını bütün şımarıklığıyla kasmaya çalışan NATO’suna, ABD’sine 20 yıl boyunca kök söktüre ve nihayetinde öyle laf olsun diye değil, kelimenin gerçek anlamıyla “geldikleri gibi” ülkesinden kovan Afgan halkı her durumda yakından ilgilenilmeyi, anlaşılmayı ve tabii ki takdiri fazlasıyla hak ediyor. Hele bu zaferden sonra ülkede 5 yıl içinde tam bir istikrar, güvenli bir ortam ve intikamsız, uyuşturucusuz, şiddetsiz bir toplumsal barış ortamı sağlamış olan bir ülke dikkatleri ikide bir “kız çocuklarını okutmama” uyduruk haberlerinin dışında çekiyor olmalı.

İki aile arasında bile bir kan davasını dünya bir araya gelse çözemediği bir dünyada en az bir milyon kan davasının sözkonusu olabileceği bir çatışma ortamını tek bir kararla nasıl çözebildi Taliban? Sadece bu soru bile çağımızın bütün sosyologlarının, antropologlarının peşine düşmesini gerektirebilecek sıradışılıkta bir olay değil midir?

Ya en modern ülkelerin en çağdaş bilimsel tedavi yollarıyla bile çözemediği uyuşturucu bağımlılığı meselesini, pençesine düşmüş en az 1-2 milyon insanı birkaç........

© Yeni Şafak